Uyandım. Kalabalık ahali uyandı mı, uyanmadı mı diye koridora düşen ışık hüzmelerine doğru bakış atıyorum. Herkes yatağında mı, kıpırtı var mı? Gözlerimi ovuştururken üçüncü esnememin sonunda salona varıyorum. Goril! Evin içinde bir goril, uyuyor salonda.
Üçlü koltuğa uzanmış, sırtı bana dönük, gelişimi fark etmemiş, uyuyor. Horluyor; derin, derin, derin, derin… Nefesler alıp vererek. Hiç nefes almadan izliyorum şişen inen vücudunu. Benim nefes ritmimle bozulacak olan onun ritmini izliyorum. Ayak parmaklarım bütün vücudumun korkusunu gösterme görevini üstlenmiş, büzüşüp birbirlerine sarılmışlar. Serçe parmaklarım ve ayak tabanımın dış çeperi ayakta tutuyor tüm vücudumu. Donmuş haldeyim. Katı, sıvı, gaz. Evet ben bir buzum. Salonun kapısının önünde erimeyen bir buz. Ne yapacağım şimdi? Evdekileri korumam lazım. Nasıl dışarı çıkarırım herkesi? Peki çıkarsam da bu gorili ne yapacağız? Evde mi uyuyacak tüm gün? Dışarı da çıkaramayız, diğer insanlara saldırırsa. Ya da daha kötüsü, onların da evine girer ve üçlü koltuğunda uyuyakalırsa?
Serçe parmaklarımdan hayatımın yükünü alıp sessiz, ama derin bir nefes alıyorum. Nefesim tükenene dek koridoru sessizce geçebilirsem bu kâbus bitecek. Usulca odalardan birine giriyorum, küçük kardeşimi uyandırıyorum:
-Hazırlan, evden çıkıyoruz.
-Na-nasıl?
-Bilmiyorum. Evden çıkmalıyız. Haydi kalk! Şşt, sessiz ol. Uyanabilir.
-Ne? Kim?
-Haydi haydi çok konuşmadan sessizce hazırlan.
Düşünceler akıyor. Biz hazırlanırken uyanırsa, uyanır ve bizi koridorda yakalarsa, arka odalara mı kaçarız, gorilin kollarının altından eğilerek salondaki balkona mı kaçarız, balkona kaçsak ne yapacağız aşağı atlayamayız ya, gorili mi atacağız aşağı hayır öyle bir şeyi yapamam, kardeşlerimi korumalıyım, evden çıktığımızda ne olacak peki, goril evde ne yapacak, peki ya hiç uyanmazsa…
Öteki odaya geçiyorum, ikizimi uyandırmalıyım. Evimizde bir goril olduğunu bilmeden gürültülü bir şekilde uyanırsa yandık! İkizim yatağında değil. Tuvalete bakıyorum, orada da yok. Biraz önce mutfağın önünden geçtim, yoktu. Nerede bu çocuk? Yoksa… Katı, sıvı, gaz. Ben bir yağmurum. Sokakta kanalizasyona doğru yol alan bir yağmur suyuyum. Yere dökülüyor yaşlarım, yere dökülüyorum. Aman hiç ses çıkarmadan. İkizimi yuttu, değil mi? Yuttu ve uyudu. Hala evden çıkarmam gereken küçük bir kardeşim var. Elinden tutuyorum kardeşimin ve düşmanımı son kez kontrol etmek için salona yaklaşıyorum. Kardeşimi arkamda koruyorum, ellerini sımsıkı tutuyorum. Sımsıkı. Usulca üçlü koltuğu görebileceğim açıya doğru eğiyorum kafamı. İkizim! İkizim orada! Gorilin başucunda oturuyor. Neredeydi, balkonda mı? Nasıl geldi oraya? Neden hala oturuyor? Gelse ya yanımıza, işte şimdi yutacak onu! Kaş göz yapıyorum ikizime, buraya gel diyorum irisimle. Sakince ayağa kalkıyor. Hah diyorum, ses çıkarmadı. Şu hayvanı uyandırmadan çıkalım evden gözünü seveyim. Boşta kalan elimi ikizime uzatıyorum. Tut elimi! Elimi yakalıyor ama yürümüyor. Fısıltıyla:
-Siz çıkın evden, ben halledeceğim.
Hayır ne demek siz çıkın? Ne demek halledeceğim? diye düşünürken ben, o öyle bir sıkıyor ki elimi, güvendeyim evet, diyorum. Bir bildiği var herhalde. Ama nasıl yapacak? Ya ona bir şey olursa?
-Haydi, çıkın.
Salonun kapısından bizi uğurluyor, ben sokak kapısını açarken gözü bizde hala. Bir yemin etmiş gibi salondan dışarı adım bile atmıyor. Orada. Gorille birlikte salonda.
Çıktık.
Biraz sokakta dolaştıktan sonra içimde bir alarm çaldı ve ayaklarım beni/bizi eve geri götürdü. Bilmediğim bir his, “her şey geçti anonsu” geçti içimde. Kapıyı ikizim açtı. Ne yapmıştı? Sessizce salona girdim, goril yoktu. Katı, sıvı, gaz. Goril bir rüzgâr. Balkona çıktım, yok. Odalarda yok. Mutfakta hiç mi hiç yok. Rüzgâr oldu uçtu. Nasıl gitti bu goril? Evden nasıl çıkarttı ikizim?
-Ne yaptın gorile?
Cevap yok.
-Nereye gitti?
Cevap yok.
-Hem sahi ya, nereden gelmişti bu goril?
Bu soruyu ilk defa sorduğumu fark ediyorum. Nereden gelmişti bu goril? Ve nereye gitmişti?
Biraz daha sustu ikizim, sonra:
-Biraz uyudu ve gitti. Hepsi bu. Sürekli yürümekten, uyuduğunda da kâbus görmekten yorgun düşmüştü belli ki.
-E ya bir daha gelirse?
-Gelirse, yine üçlü koltukta uyur ve gider. Sen hiç aynı kâbusu görmedin mi?
-Gördüm.
-Sonra uyanmadın mı?
-Doğru ya. Uyandım.