HALDUN DORMEN: KEŞKE’LER YERİNE, İYİ Kİ’LER!
Aylak Dergi, benden Haldun Dormen için bir yazı istediği günden bu yana; bu kadar çok yönlü bir usta, çok renkli bir kişilik ile ilgili söze nereden başlayacağımı düşünüp duruyordum. Karşıma Haldun Dormen’in Tele 1’de geçen günlerde katıldığı canlı yayının kaydı düştü. Kendisi de yayında ağırlık verdiği için, öncelikle Hoca’nın en övündüğü şeyden, öğrenci yetiştirmekten söz edeyim. 80’li yaşlarından sonra kurduğu Dormen Akademi’de, 80 yaşlarında bir hanımı ilk kez sahneye çıkarttığını anlattı yayında. Öğrenmenin yaşı yoktur deyip geçiştirilecek bir konu değil bu. Tiyatro, hele hele oyunculuk, göz önünde bir meslek çünkü. Hayatında hep sahneye çıkmaya öykünmüş bir insanı, ilerlemiş bir yaşta sahneye çıkarmak, üstelik şarkı söyletecek medeni cesaret aşılamak sadece medeni cesareti olan bir ustanın yapabileceği bir şey. Böyle bir adım ustalıkla yönetilmese, bir insanın yaşamını sorguladığı önlenemez bir pişmanlığa dönüşebilirdi.
Buna benzer bir olayı yıllar önce Amerika’da yönetmenlik yaptığım yerel bir köy tiyatrosunda yaşamıştım. Köyde yaşayan yaş almış bir hanımın coşkusunu öncelikle dekor marangozhanesinde keşfettim. Bir yandan oyunun dekorlarını kesip biçerken, öte yandan tiyatroda, sahne önünde de olmak istediğini, ancak 70 yıllık ömründe buna hiç cesaret edemediğini söyledi bana. Çıkış o çıkış! Birkaç sene sonra kendisinden Los Angeles’ta bir film setinden mektup aldım.
Dormen’in yüzlerce insanın hayatına dokunduğuna, onları mesleğe kazandırdığına, kendisiyle ilgili hazırlanan “Yaparsın Şekerim” belgeselinde tanık oluyoruz zaten. Yıllar önce, doktora tezim için söyleştiğim Genco Erkal da Haldun Usta’nın insan sarraflığından söz etmişti, hatta başkalarının sahneye çıkartmaya cesaret edemeyeceği kişilere bile fırsat tanıdığını vurgulamıştı.
İnsanlara ilk şansı vermek çok önemli, ancak insanın bunu değerlendirebilmesi daha da önemli. “Yaparsın şekerim” sözü başta yürek okşayıcı olabilir, ancak tiyatro yüreğin tamamını ister! Dormen’in bunu başarmasının nedeni, hiçbir zaman “benim” demediği, hep ekip olarak öne çıkarttığı Dormen Tiyatrosu’nun da başarısıdır. Batılı bir bakış açısıyla, öyle bir kültür kazandırmıştır ki Dormen Tiyatrosu’na, sahneye “Yaparsın şekerim” diye itilen nice kişinin star olarak doğumuna önayak olmuştur. Üstelik patron tiyatrolarında “tek komik” modası hakimken! Tiyatronun kurucusundan fazla kahkaha, alkış almanın, yani yetenekli olmanın bir övgü kaynağı değil, bazen işten bile kovulmaya yol açan bir cezaya çevrildiği dönemlerde kurulan bir ekip ruhundan söz ediyoruz. Sadece oyuncular değil, yönetmenler, tasarımcılar, sahne amirleri, yapım asistanları ve daha niceleriyle oluşan bir ekip! Dormen Tiyatrosu’ndan yetişen onlarca tiyatro insanın adı çokça anılır, anılmalı da! Ancak orada sahne amirliği yapan İlhan İskender’ler, Asaf Çiyiltepe’ler de unutulmamalı! Şu çok iyi bilinmeli ki, farklı bir tiyatro düşleyerek Dormen’den ayrılan nice insanın yeni sulara yelken açmasının önemli bir etkeni, Dormen’in onlara kazandırdığı medeni cesarettir.
Duayen tasarımcı Duygu Sağıroğlu’nun deyimiyle; Haldun Dormen tiyatroya ritim kazandırmış, tiyatronun insan yüreği hızıyla atmasını sağlamıştır. Dormen’in tiyatroya başladığı dönemde oyunların suflör desteğiyle oynanması; daha kuru, ezberci ve statik bir tiyatro anlayışına hizmet ediyordu. Dormen, önce suflörü kaldırdı, ardından hızlı komedilerle tiyatroyu depara geçerdi. Böyle bir oyunda oynayan oyuncunun son derece dikkatli, uyanık olması gerekir. Sadece oyuncunun mu? İzleyen seyircinin de! Gülmeye devam etmek istiyorsa en ufak detayı atlamamalıdır; kim hangi kapıdan girdi, nereden çıktı, o kapının ardında nasıl bir dünya var, neler yaşanıyor olabilir? Seyircinin hayal gücünü zorlar Dormen’in tiyatromuzda geliştirdiği vodvil türü. Böyle bir vodvilde kapı olmak ise başlı başına talihsizlik olmalı. Gecede onlarca defa çarpılan bir kapı olmak!
Haldun Dormen, tiyatromuza ilk müzikal türünü de kazandırmıştır. 1960 yılında, özel tiyatronun kısıtlı imkanlarını ama kısıtlı olmayan hayal gücünü zorlayarak sahneye koyduğu “Sokak Kızı İrma” Devlet Tiyatrosu’na ilham kaynağı olmuş, 1963 yılında, Gökçerlerin hayata geçirdiği “Kiss Me Kate” müzikalinin kapısı açılmıştır. Dar, canlı, aceleci Haldun Bey’in bir pişmanlığı ise, ilk özgün Türk müzikalini Keşanlı Ali Destanı’na kaptırmış olmaktır. Dormen Tiyatrosu’nun Küçük Sahne’den Ses Tiyatrosu’na taşınma telaşı ve ilk yıldan yaşadığı ekonomik sıkıntılar nedeniyle Bulvar müzikali biraz geç kalmıştır. Ancak Dormen bu açığını yıllar içinde bol bol müzikalle kapatmıştır.
Yukarıda pişmanlık sözcüğünü kullanmış olsam da aslında Dormen ile ilgili bir yazıda en son seçilmesi gereken sözcüklerden biridir pişmanlık! Keşkeleri olmayan biridir çünkü Haldun Dormen. Dönemin en önemli kültür kurumlarından birinin, Dormen Tiyatrosu’nun 1973’te, 16 yıl sonra kapandığı sabah, her zaman kalabalık olan evi, daha da kalabalıktır ve bir yas havası hakimdir. Ancak sabah kahvaltısına büyük bir enerjiyle başlayan Haldun Bey’in ilk sözü: “Şimdi ne yapıyoruz?” olmuştur.
İnsan, iki Dormen Tiyatrosu arasındaki 10 yıllık süreçte televizyonculuk, radyoculuk, gazetecilik, hocalık yapan Haldun Dormen’in tiyatroda nasıl boş kaldığını düşünmeden edemiyor açıkçası. Neden başka tiyatrolara konuk olarak davet edilmediğini, onun birikiminden neden yararlanılmadığını sorguluyor. Şan Tiyatrosu, Kastelli Vakfı gibi oluşumlar, Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Gencay Gürün’ün “Lüküs Hayat” müzikali daveti sayesinde neyse ki bir derece kapanmış bu boşluk.
Dormen Tiyatrosu’nun Şişli’deki ikinci dönemi, ilk dönemine göre daha kısıtlı bir repertuar anlayışı, çoğunlukla komedilerle dolu. Yeni projeler deneniyor, ancak hem şehrin sosyal yapısındaki değişiklik hem özel tiyatroların maddi yüklerinin yeni arayışları kısıtlaması nedeniyle daha çok bilineni tekrarlıyor Dormen. Ancak bunda da büyük başarı sağlıyor. Dormen Tiyatrosu’nu turnelerde tekrar yaygınlaştırıyor, nice ödenekli ve özel kurumda reji yapıyor.
Tele 1’deki Beste Açar ile sohbetini dinlerken, yıllar içinde tiyatro yapımcılığından ne kadar bıktığını ve Dormen Tiyatrosu’nun sonlanmış olmasına adeta sevindiğini söylüyor. Çünkü şu bilinen bir gerçek ki, Dormen Tiyatrosu kapansa da Haldun Dormen efsanesi devam ediyor. O, tüm hızıyla üretmeye devam ediyor. İleri yaşına rağmen, geçmişte değil bugünde yaşıyor, yarını planlıyor.
Sahnede 70. yaşını kutladığı günün ertesinde, son oynadığı filmin galasına gitmesini biraz yadırgamadım desem, yalan olur. Ben olsam, 70. yıl gibi hem sosyal hem duygusal açıdan güç bir gecenin sonuna bir haftalık tatili dayamıştım mesela. Ancak durmak yoktur Dormen’in defterinde. Mesela yeni bir oyununun açılış gecesinin sabahında, başka bir oyun provası koyar. Sanki durunca, hiç başlayamayacakmış gibi bir his taşıyordur belki derinlerde bir yerde. Evde yalnız kalamaması da böyle bir ruh halinin göstergesi! Kalabalıklarda yaşar, dostlarıyla eğlenmeyi, sohbet etmeyi ihmal etmez; ancak uyku saati, yemek saati, prova saati, yeni oyun yazma, kitap yazma, derse gitme saatini hiç aksatmaz.
Sanat insanları ilham kaynaklarını ararken bazen yolu şaşırır, doğal olarak tıkanır, verimsiz dönemler yaşar. Ancak Haldun abi, ilham kaynağını düzenli bir üretime dayandırır, “Bugün yapasım yok,” demez, bir şeyin kötü olacağını hissetse de korkmaz, ısrarla üzerine gider. Onun için başarısızlık çabuk kapatılan bir sayfadır, onun için başarısızlık, yeni başarılara daha çabuk açılan bir sayfadır. Kendi deyimiyle yorgunluk kelimesinin anlamını bilmez ya da belki bilmek istemez.
Açıkçası, kendi adıma Dormen tasasızlığına zaman zaman kızdığım, bunun aslında sorumluluklardan kaçarak, kafayı kuma gömme yöntemi olabileceğini düşündüğüm günler olmuştur. Ancak ben de mesleğimde deneyim kazandıkça, üretimin vazgeçilmez bir kaynağı olan çocuk ruhumu saklayacağım çekmeceler aramıyor değilim. Haldun Dormen güzel korumuş bu çekmeceleri. En önemlisi, açmak zorunda kaldığı zaman, geçmişiyle barışık bir insanla karşılaşması. Bir başka minör olgu ise, Dormen’in zengin arşivi! Yani, o çekmeceleri fiziksel olarak açtığı zaman ortaya çıkan belgeler, onun geçmişle gelecek arasındaki en sağlam köprüsü. O belgeler, fotoğraflar biriktirilmemiş, otobiyografiler yazılmamış olsa; hasret birikecek, üretim kesintiye uğrayacaktı belki.
Uzun yaşamın sırrını bilim insanları bilir, ama Haldun Dormen’in uzun yaşamının sırrı hiç durmamış olmak, 70 yılda 150 yıl kadar üretmiş olmaktır. 150 yılın üretimleri, 70 yılın sancılarını siler, geçer, iyi ki’ler 150 defa artarken, keşkeler zamanın acımasız ruhuna karşın silinir gider.
28 Ocak 2025