Bu mektubu, evimizin baş tacı kedimiz Boncuk yazmış. İki sene oldu vefat edeli. Bugün, oraya buraya savurduğu oyuncaklarını topluyorduk; kitaplıkla duvar arasındaki ince boşluktan bu zarf çıktı. Önce şaşırdık. Kim buraya zarfla bir şey bırakır ki? Anneannem telaşlandı: “Aman yavrum, büyüdür elleme!” dedi. Bu kadar güzel katlanmış ve zarifçe ağzı yapıştırılmış bir zarf büyü olamazdı. Olsa olsa aşk mektubu olabilirdi. Kitapları seven içe dönük bir âşık olsa gerek. Keşke bana yazılmış olsaydı, dedim içimden. Sonra çok kızdım; daha ne olduğu belli değil, böyle bir durumda konuyu kendime çevirmeme ne gerek vardı ki. Hemen kendime yorayım her şeyi, hemen! Anneannemi ikna etmem uzun sürmedi çünkü o da merak ediyordu içten içe. Acaba o da kızmış mıydı kendine? Zarfı tutup, etrafını yoklayıp, kapağını açana kadar beynimin nöronlarında isimler titreşti. Acaba babam mı unuttu? Ya da lisedeki o çok hoşlandığım çocuk doğum günümde bizim eve geldiğinde bıraktıysa? Delirdin iyice! Başladın yine! Ya anneannemin gizli bir aşığı varsa ve büyüdür o, diyerek beni kandırmaya çalışıyorsa. Ah anneanne ah, ne yere bakan yürek yaka… Kâğıdı zarfın içinden çıkardım.
Merhaba, yazdıklarıma ulaştınız demek. Hangi sahibim okuyor şu an mektubumu bilmiyorum ama, öncelikle zarfın neden orada olduğunu açıklayarak başlamak istiyorum. Şu sıralar hepiniz eşyaların yerini değiştiriyorsunuz, sürekli gergin bir hava sezinliyorum. Hep başım ağrıyor, evin küçük kızı durumumun farkında, karnımı ve başımı okşayıp ağlıyor. Kendine mi ağlıyor yoksa bana mı bilmiyorum. Sadece sezinliyorum. Anneciğim, çiçeklerinin yapraklarını kemirdim diye bana kızdı ama bu baş ağrısı katlanılır gibi değildi. Sizin de çiçekleri yiyeceğinizi düşünmüştüm ama evin küçük oğlu bile yemedi barış çiçeğinin yapraklarını. Hayret! Ne diyordum, siz eşyaların yerini değiştirince korktum. Mektubumu bu ağır mı ağır ve hatta üzerinde uyumayı çok sevdiğim kitaplığın arkasına koymaya karar verdim. Nasıl olsa ağır şeylerin yerini hemen değiştiremezdiniz. Ağzımla zarfı kavrayıp arkaya bırakacaktım. Düşmezse patimle dört defa hızlı hızlı iterdim.
Bu mektubu bulan sahibim,
Sizi gerçekten çok seviyorum. Yanınıza kıvrılıp gırıldamayı, küçük oğlanla top oynamayı, küçük kızla, “Boncuk nerede?” oynamayı çok seviyorum. Anneciğimin beni kucağına alıp usul usul sevmesini, çocukların beni yorduğu zamanlarda ona koşmayı çok seviyorum. Babamın horlarken çıkardığı sesleri ve inip şişen karnına hoplamayı çok seviyorum. O da beni kucağına alıp uyumaya devam ediyor ya, daha ne isteyeyim? Bu evde çok güzel anılarımız var. Sadece anlamadığım bir şey oldu bir gün ve o gün hiçbiriniz oyun oynamadınız. Siz yokken biraz korkuyordum ama ben bu evin daimî bekçisiyim, siz yokken evi koruyabilirdim tabi ki! Yaşanan o korkunç günden sonra biraz düşündüm ve sizin kelimelerinizi de çözünce bir mektup yazmaya karar verdim. Aa hayır hayır size değil, o günün kötü kişisine. Karnıma ağrı olacaktı yoksa. Bana kızmayın hayatım boyunca yazdığım tek mektubu size yazmadım diye. O günün ağrısını geçiremiyorum. O zaman öğrendiğim kelimelerle başlıyorum mektubuma:
Sevgili eve gelen icra memuru,
Neden sahiplerim evde yokken kapıyı başka bir adamla açıp içeri girdiniz, anlayamadım. Sahiplerimin annesi ve babası gelmişti, gezmeye çıkmışlardı. Evin küçük kızı çok konuşur, evden çıkmadan önce bana dışarı çıkacaklarını ama çok geçmeden döneceklerini söylemişti. Hava öyle mayış mayış öyle güzeldi ki tekli koltukta birazcık kestirmişim, içim geçmiş. Dışarıdan boğuk gelen insan sesleri kulaklarımı kaşındırdı önce. Sonra kapının garip demir sesleri gözlerimi açmıştı. Bu kadar hızlı gelemezlerdi değil mi? Normalde bu sıralar yeni bir oyun buldum kendime, hep büyük demir kapıdan dışarı çıkarım, annem bağırır bana. Öyle hoşuma gider ki beni yakalamaya çalışması. Bu sefer canım istememişti.
Bizim küçük kız girmedi salonun kapısından, oğlan da bağırmıyordu, annem hep: “Boncuk!” diye seslenir eve gelince; kimsenin sesine benzemiyordu bu sesler. Öğrendim ki sizmişsiniz, icra memuru kişi. Bir de yanınızda demir işleri uzmanı biri, kapıyı o açmış. Hemen hırladım size doğru, tırnaklarımı da çıkarttım, dilimi yuvarlayıp hırladım bütün gücümle. Sevmeye çalıştınız beni ama sesimle korkuttum sizi. Sonra odaları gezdiniz. Korkuyordum aslında ama sahiplerim yoktu, güçlü kalmalıydım. Koridorun ucuna kadar gelip ne yaptığınızı seyrettim uzaktan. Bizim oğlanın ışık çıkaran oyuncağı vardı masasında, hep tıkır tıkır bir şeyler yapardı altından çıkan tuşlara basıp, onu aldınız. Anneciğimin odasına girmediniz, girseydiniz çok fena olurdu zaten! Sahiplerimin eşelemeden işedikleri yerde dönen bir makine vardı, benim oyuncaklarım içinde dönerdi bazen, sonra ıslak çıkardı. Onu da aldınız. Salona geldiniz ardından. Babamın büyük ışıklı renkli oyuncağını aldınız. Ben de seviyordum onu, keşke almasaydınız. Bazen kuşlar, balıklar oluyordu içinde; hopluyordum üzerlerine. Koskocaman oyuncağı hiç pati atmadan götürdünüz. Yine hırladım size. Biraz bekleyip kağıtlar imzalayıp durdunuz.
Sevgili eve gelen icra memuru, sen bana uzun uzun baktın. Ben de sana uzun uzun baktım. Biraz daha uzunca baksaydın üzerine atlardım. Gözlerini kaçırdın. Sonra demir işleri uzmanı kişiyle çıktınız.
Size o gün çok şeyi söyleyemedim, içimde sıkıştı hepsi. Bizim sahipler de eve döndüklerinde çok mutsuzdu ama belli ki haberleri olmuştu. Annem kendi annesini babasını okşuyordu, küçük kız sürekli neşeli bir şeyler anlatıp durdu çıldırmış gibiydi, küçük oğlan da oyuncağı gittiği için ağlamaya başladı sessiz sessiz… Duydum. Babam eve biraz geç geldi, bir şeyler anlattı anneme. Hepsinin yanına gittim, sevdim onları. Ama söyleyemedim bir türlü, içime dert oldu.
Sevgili icra memuru, neden sahiplerim yokken eve girdiniz? Sahiplerim evde olsaydı annem, size güzel kokan mamalardan da yapardı hem. Keşke biraz bekleseydiniz, küçük kızın da dediği gibi zaten çok geçmeden döneceklerdi. Onlar size kapıyı da açardı. O gün sizden korkmadım, bana zarar veremezdiniz; o gün sahiplerime yapacaklarınızdan korktum. Bir de sahiplerim kendi oyuncaklarına değil, ya ben yine demir kapıdan kaçma oyunu oynayıp merdivenlerden inersem diye üzülmüşler. Düşünebiliyor musun sevgili icra memuru? Ya kaybolursam?
Yazmazsam rahatlayamazdım.
Olur da bir sonraki gelişinde bu kitaplığı da söküp götürmek istersen önce bu mektubu okursun. Sahiplerim hemen sana versin bu mektubu.
Bu mektubu okuyan sahibim, o günü tekrar hatırlattığım için özür dilerim. Umarım küçük oğlan bulmaz bu mektubu. Sizi çok seviyorum. Lütfen kumumu daha sık değiştirin, karnım bazen çok ağrıyor.
Sevgiler,
Boncuk.