AYLAK DERGİ

Bir İmge Toplayıcısı: Agnes Varda  

Fransız yeni dalga sinemasına gerek filmleriyle gerekse belgeselleriyle yepyeni bir boyut kazandırmıştır Agnes Varda. Onun anlatı sanatının daima bir derdi vardır. Bu kimi zaman ideolojik ve feminist bir başkaldırıdır kimi zamansa imge ve izlenimlerden yararlanarak yolda olmak, kendi sesini bulmak ve görülmeyeni görünür kılmaktır.  

Varda’nın sinemaya uzanan yolculuğu fotoğrafçılıkla başlamıştır ve fotoğraf tutkusu yaşam boyu devam etmiştir. Sinemasından ziyade fotoğraflarıyla da adeta zamanı mühürler ve her kareye bir ruh verir. Öyle ki 1954’te kamerasına yansıyan çıplak bir adam, çocuk ve ölü bir keçiyi barındıran fotoğraf üzerine bir belgesel bile çekmiştir: Ulysses. Belki de çoğu kişinin bakıp geçeceği bir fotoğraf karesi üzerinden hayata ve varoluşa dair derin anlamlar çıkarabilir Varda’nın bakışı. O, yaşama her daim alıcı bir gözle bakar ve imgelere bir ruh bahşeder adeta. Ayrıca bir dönem Fransız Ulusal televizyonu için çektiği; “Bir İmge İçin Bir Dakika” programında Varda, kendi kamerasına yansıyan veya rastgele bulduğu fotoğraflar üzerine bir dakika boyunca konuşarak onları yeniden var etmeye kalkışır.  

Varda’nın sineması ile bir kez tanıştıysanız, zamanla yaşamı kolaylaştıran garip bir zafiyete dönüşür sizin için. Çünkü onun sinemasının özünde, kendisinin deyimiyle merak ve cana yakınlık vardır, yaşam yolculuğunuzdan bir parça bulmanız olasıdır. Varda, yaşamla kurgunun iç içe geçtiği filmleri ve tüm gerçekliğiyle yüzümüze vuran belgeselleriyle görünür olamayan, yitip giden sıradan hayatları görmemizi sağlar. Bu yönden bakıldığında, onun anlatısının altında daima politik bir eleştiri yatar. Özellikle feminist bir bakış açısıyla ataerkil hegemonyaya başkaldırarak dayatılan ve idealleştirilen sistemi sorgulatır.  

Yersiz Yurtsuz ‘da (Sans Toit ni Loi) sistemin dayattığı ideal kadın anlayışından farklı olarak kendi başına gezen; evi, arabası, işi veya eşi olmayan, mülkiyetsiz, kurulu düzene apaçık isyan bayrağı çeken bir kadın karakter görürüz. Varda, bu filmiyle izleyiciyi büyük bir sorgulamaya iter ve ikircikli bir durumun içinde bırakır. Baş karakter Mona’ya hümanist bir acıma duygusuyla yaklaşırsınız ama empati kuramazsınız çünkü o bizim gibiler için öteki’dir. Öyle ki bir yandan da sistemin içinde hapsolmuşlar olarak özgürlüğün sınırlarını zorladığı için içten içe imrenilecek biridir. Agnes Varda bu filmi için: “Seyircilerin kendilerini Mona karşısında tanımlamalarını istiyorum. Örneğin, Mona’yı gezdirir misin? Arabanda uyumasına izin verir misin? Ona para verir misin? Önemli olan soru değil, sorgulama.” yorumunu yöneltmiştir biz izleyiciye.  

Mutluluk ‘da (Le Bonheur) ise ideal aile kavramını bozguna uğratan bir anlatıyla karşı karşıya kalırız. Evliliği, tek eşlilik/çok eşlilik kavramlarını ve eril egemen zihniyetin yansımalarını sorgularız. Ve elbette bir başyapıt olan Cléo Beşten Yediye (Cléo de 5 à 7) ile de Cléo’nun ölüm gerçekliğiyle yüzleştiğini ve sancılı dönüşüm sürecini izleriz. Varda, burada da Cléo üzerinden kadının yalnızca, “bakılan nesne” değil “bakan özne” de olabileceğini vurgulamıştır.  

Belgesellerinden biri olan Sözde Karyatidler’de ise yük taşıyan kadın heykelleri üzerinden toplumun kadına ve kadın bedenleri üzerine bakış açısını irdeler. Başka bir belgeselinde (Quelques Veuves de Noirmoutier) kaybettikleri eşlerinin ardından yas tutan kadınların öyküsünü gözler önüne serer ve filmin sonunda kendisi de kumsalda sessizce kaybettiği eşi Jacques Demy’nin yasını tutar.  

Agnes Varda denilince akıllara ilk gelen yapıtlarından bir diğeri ise şüphesiz Toplayıcılar olmuştur. Kırsaldan kente toplayıcı bir yaşam tarzını benimseyen insanların yaşam öykülerini gösterir bizlere. Aynı şekilde burada da imgelerden, izlenimlerden çıkmıştır yola. Üstelik politik tavrının yanında kişisel portresine de ayna tutar. “Bu benim projem: bir elimle diğer elimi filme almak. Bunu olağanüstü buluyorum. Sanki bir hayvanmışım gibi hissediyorum; daha da kötüsü, bilmediğim bir hayvanmışım gibi.” 

Görüldüğü üzere Agnes Varda; filmleriyle, belgeselleriyle, bazen tek bir fotoğrafa sığdırdığı dünyayla bizi esrarengiz bir yolculuğa çıkarıyor. Aynı zamanda politik bir tavır sergileyerek toplumun erilliğe, dişilliğe, kadınlığa olan bakış açısının değişmesinde büyük rol oynuyor. Varda, duyduğu seslerde, baktığı yüzlerde, gezindiği sokaklarda daima görülecek bir şeyler buluyor. Yola “bir şey uğruna” değil, görmek ve hissetmek için çıkıyor. İmgelere alan tanıyor, anlam arıyor, binbir biçime bürüyor ve sanata bambaşka bir boyut kazandırıyor. Bir fotoğrafa can vererek onu sinemaya dönüştürüyor. Onun gördüğü gibi görebilmek, bir imge toplayıcısı olabilmek arzusuyla… 

Abone Ol

Yeni sayılarımızdan haberdar olmak için
ücretsiz abone olabilirsiniz.