AYLAK DERGİ

MELEK BAYKAL

  1. Çocukluk çağımızda oyunlar oynarken yeteneğimize bakmadan, doğaçlama birçok role bürünüyoruz aslında. Melek Baykal, çocukluğunda nasıl biriydi? Nasıl oyunlar seçerdi? Yeteneğinin farkında mıydı?  

Mahalledeki arkadaşlarımla her oyunumuzda muhakkak bir tiyatro sahnesi olurdu. Bu kimi zaman bir doktor kimi zaman bir öğretmen kimi zaman bir şarkıcı olurdum. Bu uğurda annemin çok fazla topuklu ayakkabısını kırmışlığım, makyaj malzemelerini hibe etmişliğim vardır. Hele bir de şarkıcı olunca evdeki perdelerden, çarşaflardan kendimize özel kostümler yapardık. Yani anlayacağınız küçük Melek’in kalbi, o zaman da tiyatro için atıyordu.  

  1. Tiyatro dünyasında size en çok ilham veren kişi kimdi?   

İlham veren demeyelim de sanatçı olmaya, tiyatrocu olmaya karar verdiğim kişi; ortaokulu bitirdim ve ilk defa ailemle bir tiyatro oyununa gittim Ankara’da. Devlet tiyatrolarından bir oyundu ve o oyunda Elvan Özak Mirasoğlu adında çok sevdiğimiz bir aile dostumuzun kızının oyununu izledik. Ben o zaman küçüğüm, Elvan devlet tiyatrosu oyuncusu Ankara’da. Ben o oyunu seyrettim ve o an büyülendim. İki yandan örgülü sarı sarı saçları vardı. İşte o gün ortaokulu yeni bitirmişim ve dedim ki, “benim yerim burası, benim yerim sahnenin üstü, ben tiyatrocu olmalıyım,” dedim. Kısacası beni ilk etkileyen insan Elvan’dır. Daha sonrasında beni çalıştıran ve konservatuvara girmemde etkili olan, imtihanlara yani konservatuvar sınavlarına beni hazırlayan kişi de yine Elvan olmuştur. Yani çok etkilenmiştim. Ondan gözlerimi ayırmadan o oyunu izlemiştim. Bu benim için çok önemlidir hayatımda.  

3- İlk oynadığınız oyun hangisiydi? O gün o sahnede neler hissettiğinizi bizimle paylaşır mısınız? 

İlk oynadığım oyun, Ankara’da Altındağ Devlet Tiyatrosu sahnesinde Yunus Emre oyunuydu. Yunus Emre’yi, Cihan Ünal oynuyordu. Benim kızım olan Balım Kız karakterini, Sermin Hürmeriç oynuyordu. Benim kocam olan Tapduk Emre karakterini, Baykal abi yani Baykal Saran oynuyordu. Ben de Tapduk’un karısı, Sermin’in anası olan Anabacı karakterini oynuyordum. Yeni mezundum, ilk oyunumdu. 85 yaşında bir kadını oynamıştım. Ellerimin üstüne kadar makyaj yapıyordum. O gün o sahnede olmak Aladdin’in sihirli halısının üzerinde durmak gibiydi, bir taraftan uçuyor, bir taraftan ayaklarım yere değsin diye uğraşıyordum. Tarifi aslında o kadar zor ki, bir rüyanın içerisinde olmak gibiydi.  

4- Bizler sizi, 90’lı yılların “Ferhunde Hanımlar” dizisinde tanıdık. Doğallığınızın, içtenliğinizin yanında mimikleri ile idol olacak, kaliteli bir tiyatro sanatçısı gördük sonrasında. Tiyatroyla iç içeyken dizi sektörüne girmeye nasıl karar verdiniz? Sizi oraya çeken neydi? 

O zamanlar TRT’de çok sevdiğim Seynan Levent’in piesiydi Ferhunde Hanımlar. Nermin karakterine hayat verdim ben orada. Karakter o kadar dolu ve o kadar keyifliydi ki, iyi ki yer aldığım projelerden biriydi diyorum. Seynan Levent’in yaptığı tüm işler o kadar başarılı ve içi o kadar doluydu ki. O yüzden senaryo ilk geldiğinde, Nermin karakterini okuduğumda Nermin’e hemen nefes ve beden olmak istedim.  

5- Oyunculuk demek, seyirciyle göz göze oynamak, onların soluğunu yüzünüzde hissetmek, demektir. Sahnedeyken hasta da olsanız o rolü başarıyla oynuyorsunuz. Seyirci sizi izlerken bu hissi hiç almıyor. Bunun altında yatan sebep sizce nedir? Diğer yandan dizi setinde hasta olmanız halinde durum değişiyor mu? Tiyatro oyunculuğu ile dizi oyunculuğunun tatlarından bize biraz bahseder misiniz? 

Tek sebep aşktır. Bir şeye bu kadar tutkulu olmanın başka bir açıklaması olamaz. Çok hasta olsanız bile yaşınızın kaç olduğunun hiçbir önemi yok. Tiyatro sahnesine çıktığınızda hiçbir ağrınız hiçbir acınız kalmıyor. Tiyatro sahnesi adeta bir panzehri gibi size şifa veriyor. Dizi setinde hasta olmanız halinde durum elbette değişiyor. Set ekibi ellerinden geldiğince programı yaparken sizin sağlığınıza göre hareket ediyor. İkisini kıyaslamak çok doğru olmaz. Tiyatroda aldığınız tat ile dizide aldığınız tat arasında kıyas kabul etmeyen koşulla vardır. Mesela ben bir tiyatro kadınıyım. Seyircimin nefesine, heyecanına kalp atışını hissederek sahnede oynarım. Tiyatroda her şey anlıktır. Geriye dönülmez veya tekrar baştan oynanmaz. Ama dizilerde aynı sahnenin en doğru şekilde olması için 50 defa çekebilirsiniz veya aynı sahne için 1 hafta çalışabilirsiniz.  

6- Bir karakteri oynarken, ezberden uzak bir diliniz olduğuna şahit oluyoruz. Ezber yapmadan role girmek, herkesin yapabileceği bir durum değilken siz bunu nasıl başarıyorsunuz? 

Oyunculuğun aslında temellerinden biridir bu durum. Yani oyun dendiği anda ezber mantığından çıkıp o role kendinizi zaten kaptırmış oluyorsunuz ama bu senaryodan uzaklaşacağınız anlamına gelmez. Sadece yazılı metne bağlı kalmamaya çalışırsınız. Olması gereken de budur. Bu tamamen aslında kendinizi işinize ve o karaktere bağlı hissetmek ile ilgilidir diyebiliriz. 

7- İletişiminiz çok güçlü. Konuşurken karışınızdaki insanı etkiliyorsunuz. Yeteneğiniz ve duruşunuz örnek olacak nitelikte. Yüksek bir auranız var. Tiyatro eğitmenliğini hiç düşündünüz mü? 

Tiyatro eğitmenliği için birçok okuldan teklif aldım. Eğitmenlik bence büyük bir meziyet ama benim çok içinde olmak istediğim bir düzenek değil. Gençlerle küçük workshoplar, sohbetler yapmak ruhuma iyi geliyor ama eğitim vermek plan ve programlarım arasında yok.  

8- Müjdat Gezen, ülkemizin nadide tiyatro yeteneklerinden, tiyatro hocalarından biridir. Sizin onunla tanışmanız Cennet Mahallesi dizisinde mi oldu? Tanışmadan önceki 

Evet Müjdat Gezen ile ilk tanışmamız Cennet Mahallesi’nde oldu. Müjdat Gezen ile çok geç tanıştık. İsterdim ki çocukluk yıllarımdan beri hayatımın bir parçası olsun. Onun bilgi birikimi, donanımı o kadar büyük ki, adeta şemsiyesiz yağmurda kalmak gibi. Onunla çalışmak, aynı dönemde vakit geçirmek, aynı sanata gönül vermek, eşsiz bir duygu. Onu tanıdığınızda eski siz, siz olmuyorsunuz çünkü herkese kattığı değer o kadar farklı ki sizi farklılaştırıyor, iyileştiriyor ve güzelleştiriyor. İyi ki hayatımda dediğim ender isimlerden. 

       9- Son sorum, tiyatroyu sevenler, eğitimini almak isteyenler ve tiyatro oyuncuları hakkında olacak. Sizce tiyatroyu seçme öncelikleri ne olmalıdır? Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz? 

Öncelikle tiyatro bir hobi değil gerçek bir meslektir. 2 aylık bir kursla iyi bir oyuncu veya tiyatrocu olmanız söz konusu bile değildir. İçinde sanat aşkı olmayan hiç kimse bu mesleği yapamaz. Uzaktan bakıldığında ticarethane gibi gören herkesin, bu fikirden uzaklaşması gerekir.  

Abone Ol

Yeni sayılarımızdan haberdar olmak için
ücretsiz abone olabilirsiniz.