Başımıza gelenler ne zamandan ne de mekândan bağımsızdır hatta şimdinin en yakıcı olaylarını çepeçevre kuşatır. Öyle ki zaman ve mekân karşı karşıya geldiklerinde şimdi aciz kalır!
Tiyatro sahnesine gerçekliği taşımak derken kast edilenler arasında Tebdil kadar özgün bir bakış açısına pek sık rastlamıyoruz. Öyle ki sahne en genel kullanımıyla bir temsil ve gerçeğe yaklaştıkça haz veriyor. Fakat Tebdil gerçeğe yaklaşmıyor gerçekle bütünleşiyor.
2383 imzalı Tebdil Oyunu 2023-2024 sezonuna veda etmek üzereyken “Her şey bitmedi; bitemez” dedi adeta. Sona yaklaştıkça daha kuvvetli bir azimle ipi göğüslemeyi hayal edersiniz ve bitiş çizgisine ulaşırsınız ya; Tebdil geçtiğimiz sezonun tam da böyle bir sürprizi oldu. Şimdi de yeni sezonda kaldığı yerden devam ediyor. Ahmet Sami Özbudak’ın kaleminden çıkan oyun Balat sokaklarından tanıdık fakat bir o kadar da görmezden gelinen bir hikâye; aynadan bakılırsa birbirinin aynısı ikiz kardeşlerin (Süleyman ve Talat) aynanın ötesindeki yansıması…
Tam burada belki de değinmemiz gereken nokta şu; kaleminin ustalığını kanıtlamış bir yazar dönüp dolaşıp etkilendiği anlara, hafızasında hatrı sayılır yerlere, en basit haliyle geçmişine geri dönüyor. Ahmet Sami Özbudak için Balat’ın yeri ayrı… Özbudak, Balat’ı ait olduğu yerden çıkarıp belki de önce bir masaya koyuyor; yeniden düşlüyor ve yazmaya başlıyor. Ben bu tarz örneklerde hep aynı kanıya varıyorum. Üretkenliğiniz hem saklı bir miras hem de yara almaya çok açık zayıf bir halka. Yaşadıklarınızdan, hayatınıza dâhil ettiğiniz insanlardan, yediğiniz yemekten bile nasibini alıyor. Öyle bir korumalısınız ki üretkenliğinizi hem gün yüzünde aradığı ilhamı bulup size “Hazırım’” demeli; hem de hepten kendini gizleyecek travmalara maruz kalıp içinizde sönüp gitmemeli. Ahmet Sami Özbudak için Balat bence üretkenliği dışa vurmanın güçlü bir örneği olmuş.
Oyunun konusuna gelelim: Balat’ın kirli ve tehlikeli sokaklarından gelen Süleyman (Fehmi Karaarslan), Maviş (Burak Üzen) ve Hakkı (Erkan Akbulut) birlikten doğan kuvvetle bu hayata tutunmuş dostlardır. Acımasız olmuşlar o sokakların gerekliliğinden, korkutucu olmuşlar, canları acımış ve can yakmışlar ama özündeki niyetler, hayaller, sevgiler ve pişmanlıklar öylece kalmıştır derinlerinde. Bir de bu sokakların dilini çözmüş ama kalbine sözü geçmeyen Nilayımız var. Balat ondan sorulur; Süleyman’ı kendinden iyi tanır; duvar gibidir ama sertlik, güç ile orantılı mıdır; bilinmez. Gücünü gün geçtikçe tüketen ama tükendiğini sır gibi gizleyen Nilay(Özge Borak)! İşte, başta böyle bir Dünya görürüz Tebdil ’de ama hiçbir Dünya göründüğünden ibaret değildir. Mevzu bahis dünyamızın da merkezinde görünmeyenlerin varlığı önce hissedilir, sonra sarsar, sonra yıkar ve belki de yıkımdan sonra doğar. Zeynep (Gülşah Fırıncıoğlu Yaşar) ve Talat bu dünyanın konuğu gibi karşımıza çıksa da konuklar baş tacı oluverir. Geçmişin hesabı, bugünün çaresizliği ve yarının tedirginliği ile dolu bir zaman mukayesesi.
Süleyman ve Talat yolları ayrılmış ikiz kardeşler olarak karşımızı da çıksa da yol hiç bitmez; yolculuk değişir; yollar kesişir. Umulmadık anda ya da doğru zamanda…
Oyunun geçtiği mekân sahiden de Balat’ta kendi küçük krallığını kurmuş olan Pop’s Balat. Dışardan gelen enerjinin içerdeki oyunu çığ gibi büyüttüğü bir akış var. Sanki siz o an bir tiyatro oyununun seyircisi değilsiniz de Balat’a düşen tanrı misafirisiniz.
Gerçekliği yüksek bir oyun ve konsantrasyonu çok yüksek oyunculuklar izlemek istiyorsanız Pop’s Balat’ın bir akşam aniden tiyatro sahnesine dönüşmesine katkı sağlayan seyircilerden biri de siz olabilirsiniz.