AYLAK DERGİ

BİR DİLSİZ UŞAK USTASININ KAÇIŞI 

Ben bir dilsiz uşak ustasıyım. Şu kadarcık kulübe de benim atölyem. Kapıdan girdiğinizde sıcacık hissettiren sarı turuncumtırak ışık sizi karşılar. Sağ tarafta yontulmayı bekleyen tahtalarımı istiflerim. Onları özenle dizer, kuru kalmalarına dikkat ederim. Bazen pazen bir kumaşla üzerlerini örterim. Hemen karşıdaki pencerenin önünde ise aletlerimi görebilirsiniz. Yontmak için ayrı, kesmek için ayrı… Tehlikeli görünen fakat bana yarenlik eden biricik yandaşlarımdır onlar. Sola doğru başınızı çevirdiğinizde küçük tezgahımda mutlaka sıcak bir şeyler kaynar. Bazen çay içerim, bazen kahve. Evet biliyorum, küçücük tezgâhım. Orada insan ne yer ne pişirebilir? Fakat “benimdir” dediğim yer kocamandır. Bana yeter de artar bile. Sola döndüğünüzde ise hazır dilsiz uşaklarımın verniklerinin üzerinde kurumasına şahit olabilirsiniz. Yolcudur onlar. Onları büyüttüm ve evden uçabilirler, kaçabilirler artık. Kaçmadan önce birazcık dinlenmek isterlerse diye de açılabilir koltuğuma uzanıp battaniyemi üzerlerine serebilirler. Ee bazen babalar da yorulur. Şöyle bir uzanayım.  

İşte! Benim küçük oyun odam burası. Şu kadarcık yerden harikalar çıkar. Sadece dilsiz uşaklar çıkar. Ben işinde başarılı, kıdemli bir dilsiz uşak ustasıyım. Sanmayın ki sadece tahtayı yontar, şekillendirir, hemen yollarım sahibine. Hayır! Üzerine ceketler asar, atkılar dolar, şapkaları takıp takıştırırım. Bazısına mor şapkalar çok yakışır, bazısına bembeyaz bir atkı dolarım. İşimde iyiyim, dedim ya! Kalite kontrol de işime dahil. O astığım ceketin bir kolu düşük dursun hemen düşünürüm üzerine, nerede hata yaptım? Diye. Sinmez içime, başlarım baştan hesaplamaya, baştan yapmaya. İşimde iyiyim dedim ya, boşuna değil! Ama içimde bir dert var ki, elim kolum bağlandı. Çaresiz kaldım. Bir kütüğü bile alamıyorum elime sabahtan beri. Yüreğim sıkışıyor, kaygılanıyorum. Atölyeden çıkayım, biraz hava alayım diyorum. Mahalleli boşladığımı görür de “Hayır mı? Bu saatte dışarıdasın, işin yok mu usta?” derler diye ödüm kopuyor. Olmaz olur mu hiç! Var tabi ki. Ben bir ustayım. Dilsiz uşak ustasıyım. Budur benim işim. İşimde iyiyim ben. İşimi çok severim. Hiç yorulmam, hiç gocunmam yapmaktan. Ta ki, dün gece gördüğüm rüyaya kadar… 

Rüyamda bu güzel atölyedeyim. Mutfakla tahtaların arasındaki çalışma alanımdayım. Kesiyorum, yontuyorum, şekillendiriyorum. Büyük bir mutlulukla çalışıyorum. Hızla bitiriyorum dilsiz uşaklarımı ve bekleme yerine koyuyorum. Elim öyle hızlı ki, sanki üç saniyede on tane dilsiz uşak yapıp kenara koyuyorum. Bir anda bir çıtırtı duyuyorum ve soluma dönüyorum. O kadar çok dilsiz uşak yapmış olmama rağmen sadece bir tanesi duruyor, sanki bana bakıyor. Hayretler içindeyim. Bu dilsiz uşak yamuk yumuk, destek yeri kırık, sağına eğimli duruyor. Olur mu hiç? Ben böyle bir şeyi yapmış olamam. Bunları düşünürken içimden dilsiz uşak, hayali gözlerini dikmiş sadece bana bakıyor. Meslek hayatımın kara lekesi gibi, asla yapmayacağım şeyin yüzüme vurulması gibi bana bakıyor. Sanki canlı bir varlık, sanki birazdan beyaz atkımı takıp gidecek bir insan… Oturduğum yerden kalkıyorum. Odanın içinde onu inceleyebileceğim ama ondan uzak başka bir alan arıyor gibiyim. Ondan uzakta, ona bir sağından bakmaya çalışıyorum, bir solundan. Neden böyle? Nasıl böyle bir şey oldu? Küçücük odada, öylece duran başarısız bir dilsiz uşak tarafından takip ediliyor gibiyim. Hiç hareket etmese de sanki üzerime üzerime yürüyor, bakışlarıyla hissediyorum kendisini. Burnumun dibinde, ensemde, kulağımın yanında… Aşağılayıcı bir kahkaha gibi karşımda yamuk ve biçimsiz duruyor. Sıkışıyorum. Bu atölyeden, odadan uzaklaşmak istiyorum. Onu yakmak istiyorum. Yeni baştan en güzelini yapmak istiyorum. İçimin harareti dışıma vurmuş olacak ki kan ter içinde uyanıyorum. 

Etkisinden kurtulamadım rüyamın. Bu rüyanın bende bıraktığı histen mi kurtulamadım, yoksa gerçek olma ihtimalinden mi? Bilemiyorum. Kabul edemeyeceğim bir gerçekliğin hayaliyle yüzleşiyorum uyandığımdan beri. Şekilsiz, amacına uymayan bir iş çıkarma fikri, uyanıkken de nefesimi darlıyor. Bütün gün oturdum, kalktım, çay içtim, kahveleri soğuttum, pencereden dışarı baktım, battaniyeyi beş kez katlayıp bozdum. Rüya beni baştan gördü. Boylu boyunca düşündüm ve bir karara vardım. Bu rüyanın gerçek olma ihtimalini göze alamayacağıma kanaat getirdim. Gidiyorum. 

Bütün dilsiz uşaklarımı ve dilsiz uşak ustalığımı bu atölyede bırakıp gidiyorum. Bu atölyeden kaçıyorum. Eğer yamuk, dilsiz uşak yapmaya da razı birileri çıkarsa gelip atölyemi kullanabilir. 

Sevgiler, 

Eski bir usta. 

Abone Ol

Yeni sayılarımızdan haberdar olmak için
ücretsiz abone olabilirsiniz.