- Tiyatro oyunlarına ne sıklıkla gidersiniz? İzlediğiniz oyunlarda sizi etkileyen unsurlar nelerdir?
Eğer benim de sahne programım yoğun değilse, elimden geldiğince çok gitmeye çalışırım ama yoğun bir programım varsa boş günlerimde evde oturmayı tercih ediyorum sanırım:)
Bir oyunun beni etkileyen birçok şeyi olabiliyor. Bazı oyunların oyuncu performansı kötü olsa da metni çok güzel olabiliyor ya da tersi… En genel başlıkta şunu söyleyebilirim sanırım; izlediğim oyunun bana bir şeyler söylemesi/öğütlemesi/beni bir konuda farkındalık yaratmaya zorlamasından ziyade bana keyifli bir akşam yaşatmasını daha çok tercih ediyorum. Yaşadığımız hayat o kadar korkunçlaştı ki, bir oyunun beni hayatın gerçeklerine davet etmesini değil, beni gerçek hayattan soyutlamasını daha çok tercih ediyorum şu günlerde açıkçası.
- Bir karaktere hazırlanırken hangi yöntemleri kullanırsınız?
Bana göre bir oyuncunun ilk ve temel işi, yazarı çok iyi anlaması; yazarın oyun ve karakter için nasıl bir ton, ritim ve boyut hayal ettiğini çözümlemiş olması, rolün büyük bir kısmını çıkartıyor zaten. Rol, benim duygularım ve bedenimde kendini göstermeye başladığında da ona kendi deneyim ve gözlemlerinden bir şey aktarmak, onu bana özel kılmak isterim.
- Tek kişilik oyunlarla, partnerli oyunlar arasında sizce, ne gibi avantajları ve dezavantajları vardır?
Tek kişilik bir oyun (Kader Can) yapmış, bunu uzun süre oynamış ve bu oyunların neden ve hangi zorunluluklarla yapıldığını çok iyi bilen birisi olarak şunu itiraf etmek isterim; ben bu tek kişilik oyunlar dünyasından biraz sıkıldım:) Ama burada bu oyunların seyircisi değil icracısı olarak yorumda bulunmam gerekirse; tek kişilik oyunda elinizi taşın altına koyduğunuz yükün ağırlığı çok büyük oluyor. Bunun altından kalktığınızda kendinizi çok iyi hissediyorsunuz; tabi oyun kötü geçerse, seyirciyi yakalayamadığınızı hissederseniz de işkenceye dönebiliyor bütün bir performans…
Ben tiyatro konusunda kendimi çok şanslı hissediyorum, çünkü hep çok güzel sahne arkadaşlarım oldu; Kader Can’dan sonra Seda Türkmen’le Istırap Korosu’nda, şimdi de Küçük Balkon oyununda Vildan Atasever ve Nazlı Senem Ünal’la sahneyi paylaşıyorum, hepsi birbirinden ayrı yetenekte oyuncular ama mükemmel bir ortak noktaları var; üçü de ‘dinlemeyi’ çok iyi biliyor ve sizinle sahne üstünde paslaşabiliyor. Sahne üstünde kendinizi rahatlıkla teslim edeceğiniz bir partner bir tiyatro oyuncusunun başına gelebilecek en güzel şey bence.
- Sahne öncesi ritüel yapar mısınız? Kendinizi oyuna hazırlarken nasıl bir süreç izlersiniz?
Oyuna hazırlık benim için biraz oyuna, oyunun türüne göre değişen bir durum ama seyircinin salona alındıktan sonraki uğultusunu dinlemeyi severim. Bir de kendimi güvende hissettiğim bir-iki düşüncem ve hayal ettiğim mekanım vardır, onları kendime hatırlatırım.
- Bir tiyatro oyununun başarısını neye göre değerlendirirsiniz? Aldığı alkışlar mı, seyircinin yorumları mı yoksa eleştiriler mi, sizin için daha anlamlıdır?)
Başarının ‘dışarıdan’ ölçütü, oyunun ne kadar uzun süre oynadığı ya da ulaştığı- ulaşabildiği seyirci sayısı olsa gerek… Ama ‘içeriden’ ölçütü daha başka benim için; “tamam bu çok iyi oldu,” dediğim performansı ve akış halini her temsilde ortaya koymak, o ‘skoru’ tutturabilmek isterim. Zaten bir tiyatro oyuncusunun laneti ve hediyesidir bu; her temsil ilk ve sondur…
- Kader Can’ın seyirciyle doğrudan kurduğu etkileşim, beni derinden etkilemişti. Bu tür bir bağ kurmak sizin açınızdan nasıl bir deneyimdi? Seyirciyle göz göze gelmek performansınızı nasıl etkiliyor?
Gerçekten eşsiz bir deneyimdi; oyunu izleyen seyircilerin duygusunu görmek, anlamak ama onunla beraber sürüklenmemek zorundasınız. Çünkü bir seyirci oyunu pür dikkat izlerken onun hemen yanındaki oyundan kopmuş ve sıkılmış olabiliyor. Kader Can’ın metni ve rejisi Murat Mahmutyazıcıoğlu’na ait; onun kurduğu dünyaya ve anlatmak istediği duygu/durum ve hikayeye inancım sonsuzdu. Sahne arkası ekibimiz de Özden Selim Karadana ve Sevda Deniz Karali’ydi… Benimle beraber soluk alan, benimle beraber Kader Can’ı yaşayan bu ekiple sahne üstünde kendimi bir an bile yalnız hissetmedim açıkçası.
- Bugün hala daha sahnede olmanızı, tiyatro yapmanızı sağlayan en büyük motivasyon nedir?
Gerçek hayatın korkunçluğu… Canlı performans izleyen için de yapan için de büyülü bir deneyim bence.
- Bugüne kadar oynadığınız karakterler arasında sizi en çok etkileyen hangisiydi ve neden?
Gerçekten birçoğunun beni etkilediği ya da öğrettiği çok şey oldu; birinin vicdanı-vicdansızlığı diğerinin hırsı, neşesi, utancı, başarma arzusu… O yüzden ben buna güncel bir cevap vereyim ve şimdi sahnede olduğum Küçük Balkon oyunundaki Burak karakteri demiş olayım… Burak’ın gevşekliği çok iyi geliyor bana şu sıralar; her gün yeni bir gündemle uyandığımız biricik ülkemizde yaşarken iyi geliyor. Çünkü görüyor, duyuyor, okuyor ve hazmediyoruz ki hepimiz ince bir çizgide yaşıyoruz…