AYLAK DERGİ

KARDELEN 

  • işareti sessizliği gösterir. * kısa sessizlik, ** orta sessizlik, *** uzun sessizlik. 

(Kardelen otuzlu yaşların ortasındadır. Çocukluğu ve gençliği Erzincan’ın ufak bir köyünde geçmiştir. Şimdi köyde yaşamamaktadır fakat köyünden de çok uzakta değildir. İçinde sürekli öğrenme azmi olduğundan dolayı kendince, kendini geliştirmeye yönelik ücretsiz, kültür, sanat kurslarına gidiyor ve vakit buldukça kitap okumaya çalışıyordur. 

Tam şu anda evinin balkonunda, ona misafirliğe gelen komşularına samimi bir paylaşım yapmaktadır.) 

KARDELEN: Mesela Shakespeare’in hacet… Ay yok, halvet… Pardon, pardon Hamlet kitabını okudum. O meşhur sözlerini biliyorum yani “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu.” Aslında, ben de bazen aynı Hamlet gibi düşünüyorum, acaba hiç olmasaydım? Yani, bu dünyaya hiç gelmemiş olsaydım ne olurdu? Çok mu şey kaybetmiş olurdum, bilemiyorum. Dünyaya gelmeden önce bana sormuş olsalardı “Bak, böyle bir hayat yaşayacaksın, doğmak istiyor musun?” “Valla, biraz düşünmem lazım” derdim. Bunları düşünmemin nedeni de şu; Şimdi, bu dünyaya geldim, yaşıyorum. Hayatıma bakıyorum. Mutlu olduğum anlar mı daha çok, mutsuz olduğum anlar mı? Tabii ki mutsuz olduğum anlar daha çok. Bu yüzden kendime soruyorum: Ben bu dünyaya neden geldim?Bakın… Hayat zor, çok zor. Ben şimdi kendi hayatım için söylüyorum bunları ama bence dünyadaki çoğu insanın hayatı bu şekilde. Hayat acımasız ve bazen çok sert davranıyor. Bizim bu hayatı güzelleştirmemiz için çabalamamız gerekiyor. Öyle kendi halinde, kendi yolunda giden güzel bir hayat yok. Hayatı kendi haline bıraksak bence çok daha zor bir hayat olurdu. Bu hayatı yaşanılır hale getirmek için çok uğraşmamız gerekiyor. En basitinden, dünya artık öyle bir hale geldi ki, bırakın rahat ve eğlenceli yaşamayı temel ihtiyaçlarımızı karşılamakta bile zorlanıyoruz. İşin kötüsü gün geçtikçe daha da kötü bir yere gidiyor iş. Önceden çarşıya, pazara gittiğimizde ihtiyacımız olan ne varsa onları alırdık. İki kilo soğan, iki kilo un, peynir, zeytin ama şimdi öyle mi? Çarşıya, pazara gitmeden önce bir bütçe belirliyoruz. O paraya neler alınabiliyorsa az az alıyoruz. Az aldığımız için ihtiyaçlarımızı kısmak zorunda kalıyoruz, hatta karşılayamaz hale geliyoruz. Kimse yanlış anlamasın bu sözlerimi. Ben siyaset falan yapmıyorum ya da bir siyasi partiyi eleştirmiyorum, desteklemiyorum da gerçekten. Her şey ama her şey çok pahalı artık. Geçinemediği için ağlayan insanlar tanıyorum, yemin ederim. Evi olmadığı için evlenemeyen insanları tanıyorum, yemin ederim. Masraf olmasın diye soğukta oturan insanları tanıyorum, yemin ederim. Şimdi siz söyleyin: Bunlar temel ihtiyaç değil mi? Yemek, içmek, barınmak… Sosyal ihtiyaçları söylemiyorum bile! Cünkü daha temel olanları bile karşılayamıyoruz. Sosyal ihtiyaçlarımızı karşılasak, ne olur bu dönemde? Sabah ailenle pikniğe, parka gidersin, eğlenirsin, gülersin, kakara kikiri… Akşam eve döndüğünde haberleri bir açarsın, bütün psikolojin mahvolur! Birbirini kesenler, öldürenler, saldıranlar, intiharlar, savaşlar, yoksulluklar… Derken, gün içinde yaşadığın güzel her şeyi beş dakikada unutturuyorlar insana artık. Bakın, ben bunları anlatıyorum ya, yemin ederim anlatırken ağlayasım geliyor. Kendimi geçtim, çoluğumuz, çocuğumuz için çok korkuyorum. Her gece Allah’a “Allah’ım dünya artık daha yaşanılır bir hale gelsin lütfen” diye yalvarıyorum. Ben her gece yatmadan dua ederim, her gece de aynı duaları ederim. “Allah’ım şu an burada, bu durumda olduğum için, daha kötü bir durumda olmadığım için sana şükürler olsun. Allah’ım sen bana, aileme ve sevdiklerime sağlıklı, mutlu, huzurlu bir hayat nasip et Ya Rabbim. İyi niyetli olup aç, açıkta olanlara, hastalara yardım et. Lütfen artık dünyada savaşlar bitsin, dünya artık daha yaşanılabilir olsun, lütfen Allah’ım” diye dua ediyorum. *** Of neyse tamam! Akşam haberleri gibi konuşup da canınızı sıkmayayım. Zaten ben sıkmasam da başka şeylerden canınız yine sıkılır. Ben de üstüne mum dikmeyeyim. ** (İç çekerken başını yan tarafa çevirir. Sehpanın üzerinde duran teybi fark eder. Misafirlerine bakar, tekrar teybe ardından tekrar misafirlerine bakar. Tebessümle…) Şşş! Sizi Erzincan’a götüreyim mi? Valla bakın, biraz havamız değişir. Durun azıcık… (Teybin yanına gider, bir tuşa basar, hareketli bir oyun havası çalar ve oynamaya başlar.) 

Abone Ol

Yeni sayılarımızdan haberdar olmak için
ücretsiz abone olabilirsiniz.