AYLAK DERGİ

GÖRÜNMEZ ÇOCUKLAR 

Yeşil boyalı, ahşap kapının ziline bastı kadın. Kapının açılmasını beklerlerken küçük kız, kapıdaki “Oyun Terapisti” yazısını güçlükle okudu. Oyunu biliyordu ama terapist ismiyle ilk kez karşılaşmıştı. Kapıyı açan bir adamdı. “Hoş geldiniz,” derken yüzü gülüyordu. Son günlerde gülen biri yoktu çevresinde. Küçük kız, adamın yüzüne garip garip baktı. 

İçeri girdiğinde küçük parmaklarıyla karnını tuttu. Hissettiği korku muydu, endişe, panik…?  Bir çocuk kalbine saniyede kaç duygu hali sığabilirdi ki?  

Adam, kızı bir odaya aldı. Odayı görür görmez kızın gözleri büyüdü. Dünya kadar oyuncak var. Kendi oyuncakları aklına geldi sonra. İki bebeği vardı. Birinin saçları son günlerde çok taranmaktan kopmuştu. Kel bebek oldu. Yerde bulduğu kalemle saçlar çizmişti bebeğine Tel teldi artık kafası. Beğenmemişti. Çirkinleşti iyice. Kızdı. Bebeğinin kafasını, parmakları yorulana dek karalamaya devam etti. Ağlamıştı. Çok ağlamıştı. Ağlarken içinden canavar çıkacağından korkup ağzını kapattı. Ağzını kapattığı anda arkadaşı aklına geldi. Ellerini yavaşça indirdi. Sesini duyup gelen annesi önce telaşlandı hemen ardından birilerini aradı. O kadın neden buraya getirdi ki beni?  Ayakkabısının topuğu da çivi gibi. Yol boyunca susmadı. Kucağında kırmızı renkli büyük bir defter vardı. Yolda o defteri açıp anneme bir şeyler gösterdi. Fısıltıyla konuştular. Kafamı merakla uzattığımda, “Çocuklar anlamaz” dedi. Sevmedim o kadını. 

Az önce annesi, yan odada onu bekleyeceğini söylemişti ama yine de yabancı bir yerde, tanımadığı bir adamla aynı odada olmak onu ürkütmüştü. Geri çekildi. Boynundaki boncuğa elini uzattı. Onu korurdu. Büyük ninesi kolyeyi boynuna takarken, “Bu boncuk seni korur evlat, hiç çıkarma,” dememiş miydi? Onun da böyle kolyesi olsaydı kaybolmazdı. Keşke kolyeyi arkadaşına verseydi. Arkadaşıyla gelse hiç sıkılmazdı. Korkmazdı da. Hem buradaki oyuncaklara o da bayılırdı. “Merhaba, tekrar hoş geldin. Tanışalım mı? Benim ismim Fatih, oyun terapistiyim. Bana dilersen Fatih Abi de diyebilirsin, senin ismini öğrenebilir miyim?” Konuşmak istemiyorum. Omzunu silkmekle yetindi. “Tamam, belki daha sonra söylemek istersin. Hangi rengi seviyorsun? Hadi seç birini ve istediğine otur,” derken parmağıyla renkli tabureleri olan bir masa gösterdi. Küçük kız suskun, boncuğuyla oynamayı sürdürüyordu. “Karar verdin mi?” sözüyle tekrar taburelere baktı. Seçim yapmak zordu. Neden büyükler hep böyle sorular sorardı? Her rengi seviyorum. Duraksadı. Ya şimdi? Bakışlarındaki kararsızlık bir süre daha devam etti. En sonunda gidip gri renkli tabureye oturdu. Otururken de gözü, mavi tabureye kaydı. Seçtiği masanın üzerinde boş bir kâğıt duruyordu, yanında da rengarenk kalemler… Bu kadar çok rengin olması onu rahatsız etmişti. Kollarını bağladı, başını öne eğdi.  Sonra kollarını çözdü. İçinde bir şeyler yine hareket ediyordu. Küçük elleriyle karnını yokladı. Karnını içeri doğru bastırdı. Böyle yapınca geçiyor.  

 “Ne kadar çok oyuncak var burada değil mi? En çok hangisi ilgini çekti?” “Hiçbiri,” dedi küçük kız. Parmaklarını masaya kenetledi, bacaklarını bir ileri bir geri salladı. Sallamanın hızı giderek arttı. Taburenin bacağına çarpan ayağı acıyınca durdu. Bir şey olmuş muydu? Kesin morarmıştı.  Ya arkadaşının ayakları gibi olduysa? Ayakkabısını çıkarabilmeyi istedi. Sessizce ağlarken eliyle elbisesini çekiştirdi. Etek kısmından bir tutamı avucuna doldurdu. Sıktıkça sıktı onu. Diğer eli yine boynundaki boncuğa gitti. Sırtını duvara yaslamış, ona bakan gözlerle karşılaştı o ara. Onları izledi bir süre. Kimse konuşmadı. Gözlerini elinin tersiyle silip adama tekrar baktı. Yoksa arkadaşım gibi görünmez mi oldum? İri gözleri daha çok büyüdü, oturduğu yerden kalkarken taburesi devrildi. Terapist koşar adımlarla kızın yanına geldi, “Sorun yok, bak burada beyaz bir kâğıt, bir sürü de boya kalemi var, çizmek istersen…” Bir kağıttı sadece ve kalemleriyle hava atıyordu. Bebek gibi davranıyordu. O an aklına yine arkadaşı geldi. Mavi renkli, çiçekli elbisesiyle ne kadar güzeldi, ona her şey çok yakışıyordu. En çok da mavi elbise… Aynı elbiseden o da istemişti ama annesi almamıştı. Geçen gün arkadaşının annesi elbiseyi ona verdi. Verirken ağlıyordu. Elbiseyi vermek istemediğini düşündü küçük kız. İçerledi ama odasındaki dolaba asmaktan da geri kalmadı. 

Sokakta ip atlarken mahalledeki çocuklar geldi. “Saklambaç oynayalım,” demişti arkadaşı. Gün inmişti ilçelerine ama onlar hala oynuyordu. Beyaz bir araba geçti. Sonra tekrar geçti. Çöp kutusunun arkasına saklanmıştım, arkadaşım da ilerideki arabanın yanına gizlendi. Ebenin saymasını bitirmesini bekliyorduk. Gülmek geldi. Onunla hep gülerdik. Sesim duyulmasın diye ağzımı kapattım. Arkadaşımın da ağzı kapalıydı. Ebe saymayı bitirdi. Sobelemek için tüm çocuklar ortaya fırladı, “sobe” seslerinin arasında arkadaşının sesi yoktu.  

Aklından gitmiyordu o gün… Üzgün ve sessiz öylece oturdu taburede. Arkadaşını özlemişti. Onu çizersem görünür olur.  Yüzüne yayılan ışıltılı gülümsemeyle eli hareketlendi. Kâğıdı önüne çekti. Üçe katladı. Ağzına götürdü sonra. Islanan katlama yerleri, minik ellerle üç parçaya ayrıldı. İlk kâğıda baktı. Seçtiği mavi kalem, kâğıdın üzerinde geldi gitti. Çizerken çok dikkatliydi. Kötü çizersem arkadaşım beğenmez. Üzerinde o kadar titiz davranıyordu ki bu durum terapistin dikkatini çekti. Merakla izlemeye koyuldu. Küçük kız arada bir kendini geriye doğru çekip yaptığı resme baktı. Bitirdiğinden emin olduktan sonra diğer kâğıda geçti. Taburenin üstünde birkaç kez zıpladı. Ellerini birbirine sürttü. Merakı giderek artan terapist, elindeki kırmızı dosyaya açtı. -Geceleri bağırarak uyanıyor -ağlamaları krize dönüşüyor -olmayan sesler işitiyor -kendi kendine konuşuyor -hiçbir şey ilgisini çekmiyor… İlgisini çeken bir şey olmuştu sonunda. Terapist, omzunu dikleştirdi. Kızın yüzündeki ışıltı ona da geçmişti. Görüş açısı dışında olduğu için kızın ne çizdiğini göremiyor, resmi tamamlamasını bekliyordu. Küçük kız, kalemlere tek tek dokundu sonra onları masaya döktü. Yüzünün rengi birden beyaza döndü. Durgun ve dalgın hali çok çabuk geri geldi. Kalemlerin arasından mor rengi çekinerek aldı. Terapist biraz daha yaklaştı. İkinci kâğıtta minik bir ayak beliriyordu. Sonra diğer ayak da belirdi. Yavaş yavaş çizmeye, içini boyamaya devam etti. Eli terliyor, arada bir elbisesinin eteğine avucunu siliyordu. Arada odadaki oyuncaklara gözü kayıyor, solgun bakışlarıyla tekrar resme odaklanıyordu. Kalemi masaya bıraktı sonunda. Kalem yuvarlanarak sert zemine düştü. Ucunun kırıldığını gören kız panikle terapiste baktı. Gözlerindeki korkuyu fark eden terapist, “Resmini çok merak ediyorum, bitirdin mi? İznin olursa bakabilir miyim?” dedi. Kız omuzlarını silkti. Terapist, masanın kenarına çöktü. Masada çizilmiş iki resim duruyordu. Çizilmemiş kâğıda uzandı eli. “Çok özür dilerim, bitirmemiş miydin? Dilersen devam edebilirsin,” Kız başını kaldırıp ona baktı. Terapist, bu iri gözlerin bir zamanlar nasıl ışıl ışıl parladığını düşündü. Şimdi bu bakışları çözmek zordu. Islak ve solgun bakışları, en belirgin özelliği olmuştu. Kız, elini yine karnına götürdü. İçe doğru bastırdı. Geçmiyor işte. Ardından “Bitti,” diye fısıldadı. “Karnın mı ağrıyor?” diye sordu terapist. İki yana kafasını sallayan kız, elini karnından geri çekti. “Peki bu kâğıdın neden boş olduğunu söylemek ister misin bana?” Kız bu sözü yadırgamış gibi masaya eğildi. Arkadaşım artık bu kadar. Güzel çizemedim mi yoksa? Ya arkadaşım da beğenmezse? Çizdiği resimlere hayranlıkla baktı. Bence güzel oldu. O anlamıyor. Büyükler neden bizim gibi göremiyor? Hem görmüyorlar hem de inanmıyorlar. O gün arkadaşım beyaz arabaya bindi, demiştim. Bana kimse inanmadı. Her şeyi bildikleri için mi çocukların söylediklerine inanmıyorlar? Üç adet kâğıdı sert ve hızlı şekilde kendine çekti, onları yan yana getirdi. Önce mor ayakların olduğu resmi koydu. Onun üstüne boş olan kâğıdı ve en son da çizdiği mavi renkli çiçekli elbiseyi… Devam etti. “Bu benim arkadaşım, hastanedeki yatağında bu şekilde uyuyormuş. Arkadaşımın annesi anneme anlatırken duydum. Beyaz bir örtü varmış üzerinde. Ayakları dışarıda kalmış. Bence üşümüştü. Çünkü mosmormuş. “Neden en üstte mavi elbise var?” “Arkadaşımı yatak gibi bir şeyin içinde götürdü babamlar. Herkes üzgün ve ağlıyordu ama bence prensesler gibiydi giderken. Üstünü de mavi elbisesini koymuşlardı,” Terapist kızın hayal dünyasını dinlerken içi ürperdi. Kızın sesi heyecanla yükseldi. “Siz biliyor musunuz? Bir sürü çocuk yok oluyormuş. Çizgi filmde izlemiştim. Kötü kalpli biri karışım hazırlıyordu. Onu içen çocuklar da yok oluyordu. Bence ondan içtiler. Bilmeden ben de içersem diye korkuyorum,” “Bu konu senin yaşın için uygun değil. Böyle çizgi filmler izlememelisin. Elbette çocuklar yok olmuyor,” Televizyondakiler yalan mı söylüyordu yani? Küçük kız eğildi, “Ama televizyonda gördüm,” diye fısıldadı. Sonra devam etti. “Arkadaşım tam olarak onlar gibi değil çünkü benimle konuşuyor. Birlikte oyunlar oynuyoruz. Sadece göremiyorum onu. Görünmez oldu.” “Peki, arkadaşın şu an burada mı?” “Olsaydı oyuncak oynardık. Gelmek istemedi. Büyüklerden korkuyormuş artık. Önceden korkmazdı, herkesle konuşurdu.” “Anlıyorum,” sözü güçlükle ağzından çıktı terapistin. Kızın konuşmasını hayretle dinliyordu. Gözü tekrar elindeki dosyaya kaydı. Kaldığı yerden okumaya devam etti. 

-Üç hafta önce en yakın arkadaşı, oyun oynadıkları sırada kaçırıldı, bir gün önce de çöplükte cesedi bulundu. 

 Küçük kız merakla, “Çocuklar nasıl görünmez oluyor? Arkadaşım bunu büyüklerin yaptığını söylüyor. Onun dediğine inanmadım. Annem de “Çok dikkatli ol! Özellikle de tanımadığın büyüklerden uzak dur,” demeye başladı. Öyle söylüyor ama beni sizin yanınıza getirdi. Ben sizi tanımıyorum ki!” Geldiğinden beri ilk kez gülümsüyordu. Eli bazen örgülü sarı saçlarına gidiyor, bazen de lastik tokasıyla oynuyordu. “Bunu anlamıyorum, kafam karışıyor.” Terapist ayağa kalktı. Karıncalanan bacaklarını hareket ettirdi. Sonra tabureyi çekip oturdu. Ne diyeceğini düşünüyordu. Zihninde doğru cümleleri kurmaya gayret ederken kızın oyuncaklara baktığını gördü. Çocuklar bir gün yok olursa, bu kadar oyuncağı kim oynayacak? Küçük kız, bu düşüncelerle ayağa kalktı. Oyuncakların olduğu raflara gitti. Sırayla onlara dokundu. Bir şey arıyormuş da bulmuş hissiyle eline aldığı oyuncağa sevinçle baktı. “Bunu alabilir miyim? Arkadaşım bununla gerçekten görünür olabilir.” Terapist küçük kızın elindeki oyuncağa baktı. Ucunda yıldızı olan bir sopaydı bu. Tüm vücudunu ter bastı. Kelimeler boğazında düğümlendi.  Kafasını sallamakla yetindi. Kız sopaya bakarken gözleri ışıldıyordu. Sonra bir ses duymuş gibi kulak kabarttı. Eliyle kulaklarını kapadı ardından yüzü tekrar soldu. “Arkadaşım geldi. Size bir şey sormak istiyormuş.” Terapistin dudakları kurudu, yutkundu. “Dinliyorum,” diyebildi. “Diğer çocukları da yanında getirmiş. Öyle söylüyor. “Biz sadece oyun oynuyorduk. Oynarken de çok mutluyduk. Büyükler bizi neden görünmez yaptı? Yaramazlık yaptığımız için mi?’ diye soruyor.”  

Kesilen uğultuyla küçük kız elini kulağından indirdi. Hepsi de verilecek cevabı bekliyordu. 

Abone Ol

Yeni sayılarımızdan haberdar olmak için
ücretsiz abone olabilirsiniz.