1) Bir oyuna başlarken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız?
Her şeyden. Çünkü bir oyunun provalarına başladığımızda o oyunun dünyasına tamamen kapılıyorum. Neye baksam, o oyunun temasına dair bir şeyler bulabiliyorum: Sosyal medyada kafamı dağıtmak için gezinirken izlediğim komik bir videodan, okuduğum kitaptan, izlediğim bir filmden ya da diziden… Sokakta, metroda, markette karşılaştığım birinden… Tanıdığım, tanımadığım herkesten ilham alabilirim.
2) Oyunculuk her zaman çok iyi hissettiren bir yola sahip olamayabiliyor. Bu süreçte geçmişten bu yana sizi yeniden neşelendiren yegâne şey nedir?
Evet zorlu bir yol ve yolculuk. Beni neşelendiren yegâne şey ise insanlarla bağ kurabildiğimi hissetmek. Farklı yaştan, dünya görüşünden, inancından bir sürü insan aynı hikâyeyi izliyor ve bazen aynı duygularla duygulanıyor. Bu ihtimal, bu nadide anlar beni yaşama da yeniden inandırıyor. Ve üretim aşamasında da sonrasında da hissettiğim coşku… Coşkulanmak bana yaşadığımı hissettiriyor. Oyunculuk ise en çok coşkulandıran şey beni bu hayatta.
3) Bir romanı sahneye taşımak nasıl bir sürece ihtiyaç duyuyor?
Öncelikle bir hikâyeyi okuduğunuzda onu herkese anlatma isteği duymanızla başlıyor. Benim için böyle oldu. Sanki o hikâyeyi daha çok insana duyurmak benim görevimmiş gibi hissettim. Okuma ihtimali olmayan insanlara da. Sonra hikâyenin ihtiyaçlarına göre de sahnedeki ihtiyaçlar beliriyor zaten.
4) “Sevgili Arsız Ölüm – Dirmit” oyunu yolculuğuna başlamadan önce bu kadar etki yaratacağını tahmin ediyor muydunuz? Dirmit öncesi ve sonrasında hayatınız ne yönde değişti?
Ediyordum. Yani bugüne kadar oyunla ilgili olan her şeyi tahmin edemezdim elbet. Ama bu hikâyenin bende yarattığı hisleri seyircide de yaratacağını biliyordum.
Hayatım çok değişti. Dirmit vesilesiyle bir sürü insanla bağ kurdum. Türkiye’nin, dünyanın birçok yerinde oynama fırsatı buldum. Ve sinema filmlerinde oynamaya da Dirmit vesilesiyle başladım.
5) “Sevgili Arsız Ölüm – Dirmit” kadar olmasa da sizin rafınızda hep ayrı bir yerde duran farklı kitaplar da var mı?
Dönem dönem çok değişiyor. Üç dört senedir arkadaşlarıma tavsiye ettiğim ve çok sevdiğim yazar Elena Ferrante, özellikle Benim Olağanüstü Arkadaşım dörtlemesi…Ve son dönemde Annie Ernaux… İki yıl önce okumuştum çoğunu kitaplarının. Bugünlerde yeniden okuyorum. Ve en son yine dönüp okuyacağım diyebileceğim Vigdis Hjorth’un Postane Günlükleri oldu.
6) Dünyanın bütün köylerini gezmenin yanında yeni ufkunuz nedir? Dirmit ‘e bir arkadaş veya ona komşu yeni bir hikâye bizleri bekliyor mu? Yeni hayalleriniz/hedefleriniz nelerdir?
Bir sürü hayalim var aslında. Yeni bir oyun üzerine çalışıyoruz Tiyatro Hemhâl ile. O oyunu seyirciyle buluşturmak için heyecanlıyız. Bir yandan yazdığım başka şeyler var. Artık onları kendime saklamak yerine belli mecralarda hayata karışsınlar istiyorum. Üretimlerimi farklı alanlarda hayata geçirmek, insanlarla paylaşmak istiyorum.
Ve bir de daha fazla insana fayda sağlayabileceğim alanlarda nasıl görevler alabilirim, diye sorguluyorum uzun süredir. Belli derneklerle hep iş birliği içinde kalmaya çalışıyorum ama daha fazla neler yapabilirim araştırmaya devam ediyorum.
7) Sanat insan hayatını nasıl etkiler? Dönüştürücü bir gücü olduğuna inanıyor musunuz? Sizin seyircilerle ilişkinizde gözlemlediğiniz değerli bir anınız var mı?
İnanıyorum. Yani dediğim gibi en basitinden bir sürü farklı görüşten, inançtan insanın yan yana oturup aynı duygularla duygulanmasının bile dönüştürücü bir gücü olduğunu düşünüyorum.
Aklıma gelen bir sürü değerli an var, farklı farklı oyunlarda bana bu dönüşümü hissettirip üretmeye devam etmem için kalbimi attıran.
Onlardan biri, bir seyirci oyundan sonra yanıma geldi, bana sarıldı. Ağladı. Genelde kadın seyircilerle yaşıyoruz böyle anlar. Bu seyirci erkekti. Ve geçmişte tıpkı Dirmit’in abileri gibi bir abi olduğunu ve geçmişteki abiliğiyle yüzleştiğini söyledi. Sonra kız kardeşlerini oyuna getirdi. Onlardan özür dilediğini ve geçmişi telafi etmek için çok çabaladığını söyledi.
8) Tiyatroya gönül vermiş biri olarak siz bu yolu nasıl yürüyorsunuz? Genç oyunculara, bu yolu nasıl yürümelerini önerirdiniz?
Bu yol gerçekten kolay bir yol değil. Bu ülkede genç insanlar için seçecekleri hiçbir yol kolay değil. Bu yüzden çok çok üzgünüm. Bu koşullarda sanat üretimi yapmak büyük bir adanmışlık, bağlılık, çalışkanlık gerektiriyor. Bu ekonomik koşullarda bazen hiç para kazanmamayı göze alabilmek ise kimileri için imkânsız. O yüzden bu ülkedeki sanat politikaları değişmeli. Ne sanat üretimi yapmak ne de izlemek lüks olmamalı.
Tek başlarına mücadele etmek zorunda kalmamalarını, bu yolu birlikte yürüyecekleri yol arkadaşları edinmelerini tavsiye eder ve dilerim.