AYLAK DERGİ

MURAT MAHMUTYAZICIOĞLU

  1. Yazıyla tanışmadan önceki Murat Mahmutyazıcıoğlu nasıldı? Bize biraz o dönemden bahseder misiniz? 

İlk oyunum Fü’ü, 2012 yılında yazdım, oyuna dönüşeceğini ve sonra sahneye taşınacağını çok fazla hayal etmemiştim. O dönem İkincikat Tiyatrosu’ndaydım ve bir de oyun yönetmiştim. Tabi oynamak, afiş yapmak, dekor yapmak, gişede durmak ve bağımsız tiyatronun gerekliliği neyse onların yanında. Ekip Fü’yü beğendi, üzerinde çalıştık ve 2014 İstanbul Tiyatro Festivali’nde prömiyerini yaptı. Fü süreci sırasından ben, Şekersiz oyununu yazmıştım. O benim rejimle Fü’den bir sene önce 2013 yılında Yanetki Tiyatrosu’nda sahnelendi, ben de oyunculardan biriydim. Kendimi yönetmek ya da yönettiğin oyunda oynamak, ne gereksiz bir şeymiş, şimdi düşününce… Fü ve Şekersiz sahnelenmeye başlayınca ben de yavaş yavaş oyunculuk bölümünü askıya aldım ve Bam İstanbul’un kuruluşuna giden süreç başladı. 

  1. Meseleniz nedir, sizi yazmaya iten duygular ya da olaylar neler? Yazarken nereden besleniyorsunuz? 

Ben şehirden, İstanbul’dan ve bu hızlı ve acımasız değişimden etkileniyorum herhalde, şöyle geriye dönüp oyunlara bakınca içinde hep içinde yaşadığım şehir var. Ne yaşıyorsam, hangi meseleyi kafaya takıyorsam onun sahnede bir hikâyeye dönüşmesi için çaba harcıyorum. Aslında neden bu hikâyeyi sahneden hayal ediyorum? Son yıllarda bununla daha fazla ilgileniyorum. Hikâye bulmaya değil o hikâyeyi nasıl anlatacağımla daha fazla vakit harcıyorum. 

  1. Siz aynı zamanda yazan, yöneten ve oynayan bir isimsiniz. Üretim aşamasında bu üç kimliği bir arada yürütmek nasıl bir deneyim? Aralarındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz? 

Artık oyunculuk yapmıyorum ama diğer ikisini şöyle sıralıyorum. Oyun bitene kadar yazar, prova bitene kadar da yönetmen oluyorum. Provadayken metne, çok acımasız olabiliyorum. Sanki ben yazmamışım gibi oyuncunun, yönetmen yardımcılarının ya da tasarımcıların katkılarına mümkün olduğu kadar açık bir eskiz gibi oluyor. Yazar da “burayı ne kötü yazmış?” gibi tuhaf tepkiler çıkabiliyor benden mesela provada. Ya da kendi kelimelerime âşık olup nefret edebiliyorum aynı sırada. 

  1. Yazdığınız kadın karakterler üzerine herkes hemfikir: Son derece gerçek ve etkileyici bir şekilde kurgulanmışlar. Onları nasıl/nereden yakalayıp, biz okurlara ve izleyicilere sunuyorsunuz? Bu gerçeklik, her seferinde nasıl ortaya çıkıyor? 

Benim çabam, gerçek bir şeyler yazmakla ilgili. Hikâyeyi anlatırken, bazen anlatacağımız şey çok ön plana çıkıp karakteri gölgede bırakabiliyor. Her seferinde becerebiliyor muyum? Bilmiyorum ama. Son oyunlarda özellikle yazmaya çalıştığım, kişileri daha iyi tanıyıp yazarken onların beni şaşırtması, bunu seviyorum. Tabi bir de bunun prova aşaması var. Oyuncu öyle bir malzemeyle geliyor ki! Hiç hayal etmediğin başka bir yere gidebiliyor karakter. O anlar hem zor yazar için ama hem de çok zevkli. 

  1. Hızlı geçen bir zaman, dijitalleşen bir dünya ve tartışması bitmeyen bir tiyatro anlayışı var. Siz bu bağlamda nasıl bir tiyatro hayal ediyorsunuz? 

Benim hayal ettiğim tiyatro, oyuncunun ve seyircinin beraber hayal ettiği ama olan şeyin de oyun olduğunu hiçbir zaman unutmamasını sağlamak. Yani en basit ve yalın hali. Onun dışındaki her şey oyuna hizmet ettiği sürece var, ya da öyle olmalı bana göre. 

  1. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı? Üzerinde çalıştığınız yeni projeler hakkında bir müjde verecek misiniz? 

Uzun zamandır üzerinde çalıştığım bir oyun var. Şu anki tiyatro yapma biçimleri, şekli beni çok yorduğu için biraz durup dinlenmek ve bu işi neden yaptığımı tekrar hatırlamaya ihtiyacım var, belki de hepimizin… Söz söylemenin giderek zorlaştığı bir ülkede biz yeni ne söyleyebiliriz? Uzun zamandır bunu düşünüyorum. Ama prova yapmayı da özledim. 

Abone Ol

Yeni sayılarımızdan haberdar olmak için
ücretsiz abone olabilirsiniz.