Öncelikle, bu sezonunun ön plana çıkan ve büyük bir merak uyandıran üretimlerinden birini bu kadar yakından mercek altına alabildiğimiz için çok mutluyuz. Aylak Dergi Ekibi adına tüm Tatlı Ekşi Tiyatro ve Kutsal oyunu ekibine teşekkür ederiz. Kutsal için harikulade bir sezon dileriz.
- Girizgahı müsaadenizle cesur ve gerçekçi yaklaşımınıza değinerek yapmak isterim. Kutsal bir “anne olma” hikayesi… Fakat bilinenin, akla gelenin veya anneliğe eklenen tüm nitelemelerin aksine her yönüyle bir anne olma hali… Toplumlumuzda bu kadar yüceltilen bir kavrama her yönüyle değinmek sizi korkutmadı mı; nasıl aynı toplumun bir parçası olarak büyük resmin detaylarına odaklanabildiniz?
Tuğrul Tülek: Bu bizim toplumumuzda bir reflekse dönüşmüş durumda zaten. Yani kişileri, kurumları, meslekleri vs. kutsallaştırmak. Bulaşmak istemediğimiz, konuşmak istemediğimiz şeyleri kutsallaştırarak onları bir mertebeye oturtuyoruz ve sonra da yalnız bırakıyoruz. Pek çok annenin bebeğiyle yalnız bırakıldığı gibi.
Oyunda anlatılan bir insanlık durumu. İnsanla ilgili hiçbir şeyin tabu olmaması, konuşulması, anlatılması gerektiğine inanıyorum. Böyle hikayeler anlatmaktan korkmamalıyız ki insanlar yalnız olmadıklarını, başkalarının da benzer süreçlerden geçtiğini, bunu yaşamanın ayıp, günah, kötü olmadığını anlasınlar. Son sorunuzun cevabı ise eğitimde, eşit, çağdaş bir eğitim politikasında saklı ki o da bizi aşıyor tabi.
- Seyirci Kutsal’ı seyrederken tam olarak ne ile yüzleşiyor; sizin oyunu sahneye koyarken yüzleşmek durumunda kaldığınız gerçekler neler oldu?
Tuğrul Tülek: Seyircimizin neyle yüzleştiğinin cevabı, bende yok açıkçası. Onların kişisel deneyimleri ve süreçleriyle ilgili bir alan oyunla kurdukları bağ. Ben oyunda herhangi bir şeyi “şu doğrudur” “şu yanlıştır” diye sunmuyorum. Bir “durum” ile baş başa kalıyor izleyici ve sonrası onların kendi yolculuğu ki güzel olan da bu bence. Şunu söyleyebilirim ki, “Kutsal” seyirciyi konuşmaya iten bir oyun. Oyun bittikten sonra bizimle konuşmak, kendi deneyimlerini anlatmak, paylaşmak isteyen o kadar çok seyircimiz var ki! Böyle olunca bu oyunu sahneye koymakla ne kadar doğru bir şey yaptığımızı anlıyorum. Meğer ne kadar çok insanın konuşma gereği hissettiği bir mevzuymuş bu süreç.
- Kutsal’ın ana karakteri Nina annelik kavramı ile yeni tanışan bir kadın. Tanıştığı bu kavram ile kendini çok katmanlı ve karışık bir duygu durumunun içinde buluyor. Sevgi, kaygı, belki korku, endişe gibi… Bu durum bir oyuncu için nasıl bir yaklaşım gerektirir? Bu kadar duyguyu annelik kavramı üzerinden hissetmek, oyuncu için nasıl bir çalışma süreci gerektiriyor?
Seda Türkmen : Oyunculuğun özellikle tiyatro sanatının derin gözlem ile devam ettirilen bir yaşam biçimi olduğuna inananlardanım. Geçmişiniz ve deneyimleriniz, bununla birlikte yaşama meselesine dair bilginiz yüksek ise zaten önce kendinizden yaklaşıyorsunuz meseleye. Kendiniz ve bu hayatta şahit olduğunuz her şey! Dolayısıyla bu sosyolojide büyümüş bir kadın olarak Nina, tek cümlesiyle bile sizi yakalamayı başarıyor. Anne olmadan anneliği anlamaya çalışmak, katili oynamak ile aynı mesele değil. Çünkü Anne meselesi; iyisi, kötüsüyle, hepimizin temas ettiği tek ortak nokta. Sevgi, kaygı, korku, endişe… Bunların hepsinin en yoğun biçimde buluştuğu yer, zaten koşulsuz ve tarifsiz olan o özel bağ. Bunu kendi hayatımda henüz evlat olma üzerinden deneyimledim, ama bu bağın en net parçasıydım. Ki anne davranışı, sadece kadın ve çocuk üzerinden değil, herhangi bir canlıyı yaşatma ve kendini buna adama hikayesi üzerinden de okunabilir bence. Dolayısıyla oyuncu olarak hem zaten içindeydim hem de büyük bir ‘olan biteni gözden geçirme’ süreci oldu benim için.
- Kutsal’ın yönetmen açısından da çok etkileyici bir yanı olduğunu düşünüyorum. Bir erkek tarafından yönetiliyor. Oyunun dinamiği bu kadar kadına dairken sizin dokunuşunuz hangi açılardan oyunu zengin kıldı? Siz oyun metnini nasıl analiz ettiniz?
Tuğrul Tülek: Bir hikayeye kadın ya da erkek hikayesi olarak yaklaşmayı sevmiyorum. “Kutsal” da da aynı şey oldu. Bu bir “insanlık” hikayesi benim için. Ana hikaye “anne” olmak üzerine elbette ama çocuk olmak, aile olmak üzerine son derece derin cümleleri olan bir oyun. Anne olmayı deneyimlemem mümkün değil tabi ki ama annesini kaybetmiş bir “evlat” olarak hikayenin o nesilden nesile geçen kurgusu, aile olmanın zaman zaman bir lütuf zaman zaman da bir lanet olarak üzerimize sinen gölgesi, kaybettiklerimize duyduğumuz o derin özlem hep çok yakından hissettiğim, bildiğim insanlık halleri. O yüzden bu oyunu sadece bir “annelik” hikayesi olarak ele almadım.
- Oyunculuk ile yakından ilgilenen biri olarak şuna da değinmek isterim ki bir oyuncunun karakteri tüm bedeniyle işleyebiliyor olması muazzam bir seyir zevki. Zevkin yanında oyunculuğa ilgi duyan kişiler için ders niteliğinde diyebilirim. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Oyunun hareket tasarımının hem oyuna hem oyuncuya katkısı neler?
Seda Türkmen: Bu konuda kendimi çok şanslı hissediyorum. Çünkü Tuğrul Tülek gibi duygumu en iyi şekilde ifade etmemi sağlayan ve bu dünyayı kuran muhteşem bir oyuncu- yönetmen ve Tuğçe Tuna gibi vücudumun her noktasını harekete geçiren bir koreograf ile çalıştım. ‘Kutsal’ özelinde konuşmam gerekirse, tabi ki bu durumların ifadesinin hepsi Tuğrul’un dünyayı kurduğu yerden çıktı. Kaygı, korku ile bir kabusun içinde var olmak, bunu aktarmak zaten bir delilik hali. Tuğrul bu kadına deli gömleği giydirip oyunu buradan da okuyabilirdi. Dediğim gibi, öyle samimi ve -gerçekten- bir dünya kurdu ki, Nina’nın zihninden geçenler, başına gelenler, kendini bir türlü doğru ifade edememesi, hayal kırıklığı, öfkesi, kayboluşu, kayıp duygusu derken hem oyun duygusunu hem de metnin duygusunun en iyi şekilde ifadesini kurdu bize. Yani hareket tasarımı olmasaydı, bu oyun olmazdı.
- Oyundaki karakterinize kendiniz olarak bir tavsiyede bulunsaydınız; bu ne olurdu?
Seda Türkmen: Derin bir nefes al!
Ümmü Putgül: Oyundaki karakterim Jakie, arkadaşının zor günlerinde ona destek olan ama aynı zamanda mesleği olan Sosyal Hizmet Uzmanlığı kimliğini de kenara bırakmayan bir kadın. Oyunda arada kaldığı anlar oluyor ancak yine de kendince doğru kararı veriyor. Ona bir tavsiyede bulunacak olsam, mesleği itibariyle vermek zorunda olduğu karar için biraz daha duygusal bakmasını istemek olabilirdi. Ama Jakie beni dinlemezdi bence… ☺
Neriman Uğur: Oyunda iki farklı kadını canlandırıyorum. Birisi geleneksel kadın rollerini benimsemiş, ev işleri, çocuk bakımı, temizlik gibi konularda çok başarılı olan erkeğin annesi. Diğeri de annelik rolünü reddeden özgürlüğüne düşkün ve bu duygusunu da saklama gereği de duymayan diğer anne. (Nina’nın annesi)
Erkeğin Annesine:
“Sevgili kayınvalidem, biliyorum, oğlunuzu çok seviyorsunuz ve onun mutluluğunu istiyorsunuz. Ancak lütfen, hayatımıza bu kadar müdahale etmeyin. Beni sürekli kendinize benzetmeye çalışmanız, beni çok yoruyor. Sizin gibi mükemmel bir anne olamayabilirim, ama ben de oğlunuzu en az sizin kadar seviyorum ve ona iyi bir eş olmaya çalışıyorum. Oğlunuzu yetiştirirken ona yardımseverliği, paylaşmayı ve en önemlisi kadına saygıyı öğretmiş olsaydınız, bugün belki de bu sorunları yaşamıyor olurduk. Lütfen, artık kendi hayatınıza odaklanın ve bizim hayatımıza karışmayın.”
Nina’nın Annesine:
“Sevgili annem, biliyorum, annelik sana göre değil. Özgürlüğüne düşkün bir kadınsın ve sorumluluklardan kaçmak istiyorsun. Ama unutma, sen bir çocuk dünyaya getirdin. Ondan sonra sorumluluklarından kaçmış olabilirsin, ama şimdi kızının hayatına müdahale etmeye çalışıyorsun. Ona hamileliğini sonlandırmasını söyleyerek, kendi yaşadığın travmaları ona da yaşatıyorsun. Çocuk doğurmanın ve büyütmenin zorluklarını biliyorsun ama bu, kızının kendi kararını vermesine engel olmamalı. Lütfen, artık kızının hayatından çekil ve ona kendi yolunu çizmesi için izin ver. Ona destek olmasan bile, en azından köstek olma.” derdim.
- Anne – çocuk ilişkisi sosyokültürel açıdan ciddi bir değişimin merkezinde yer alan bir ilişki biçimi. Üstelik Kutsal oyununun içinde de nesil farkının değişimi gözler önüne seriliyor. Siz bu değişimi nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizi bu konuyu sahneye taşımaya motive eden özel bir sebep var mı?
Tuğrul Tülek: Biz bu oyunu iki sene önce ilk kez Tatlı- Ekşi Yapım’dan arkadaşlarımla bir araya gelip okuduğumuzda her birimizi farklı bir yerden yakalayan ve deneyimlerimizi, görüşlerimizi paylaşmaya iten bir gücü olduğunu gördük. Seyircide de karşılığının böyle olacağını tahmin ediyordum açıkçası. “Kutsal” dır, deyip kapattığımız o kadar çok konu var ki. Bir oyunla dünyayı değiştiriyoruz gibi bir yerden söylemiyorum ama insana dair her şeyin konuşulması gerektiğini düşünüyorum. Hal böyle olunca “Kutsal” gibi oyunlar beni çok heyecanlandırıyor.
Seda Türkmen: Nesilden nesile aktarıldıkça özü değişmeyen tek şey var; o da anne ve bebeğin arasındaki derin bağ. Bu sadece saf sevgisiyle gelmiyor. Annenizin mitokondrilerini taşıyorsunuz bir kadın olarak içinizde. Onun tüm geçmişini, hikayesini, içini ve dışını. Sadece rahimden çıkmak değil, o evin kapısından da çıkıp gitmekten korkmamak gerek bazen. Annenize karşı duyduğunuz tarifsiz olan o derin his ile onun hikayesini taşımak arasındaki ince çizgiyi görebilmemiz lazım. Bu oyun bana büyük bir farkındalık kazandırdı. “Böyle geldi, böyle gidecek” temalı “aman düzeni bozmayalım” adı altından bize yıllardır dayatılan bu mesuliyet hikayesini bir görevden çok, bizi güvende ve sevgi dolu tutan bir hayat bağı olarak görmeliyiz bu ilişkiyi artık.
Neriman Uğur: Geçmişte, evlilikte yaşanan sorunların ve gerginliklerin üstesinden gelmek için çocuk sahibi olmak yaygın bir çözüm olarak görülüyordu. Bu düşünce, çocukların masumiyeti, sevgisi ve aile bağlarını güçlendirme potansiyeline olan inançtan kaynaklanıyordu. Ancak, günümüzde bu yaklaşımın gerçekçi olmadığı ve hatta sorunları daha da derinleştirebileceği giderek daha fazla kabul görüyor.
Evlilikteki sorunlar çözülmeden çocuk sahibi olmak, eşler arasında artan stres, gerginlik ve hatta boşanmalara yol açabiliyor. Çocuklar ise, ebeveynlerinin mutsuzluğundan ve çatışmalarından olumsuz etkileniyor. Çocuk sahibi olmak, bir çiftin kendi istekleri doğrultusunda gerçekleşmelidir. Günümüzde çocuk sahibi olma kararı, daha bilinçli ve planlı
bir şekilde alınıyor. Bu değişim hem çiftlerin hem de çocukların mutluluğu ve refahı için olumlu bir gelişmedir.
Ümmü Putgül: Hayatta hepimiz birçok farklı role bürünüyoruz. Birinin çocuğu, birinin eşi, birinin iş arkadaşı, birinin annesi ya da babası olmak gibi. Her dönemin koşulları, bu rollerin oynanmasında farklı neticeler doğuruyor. Günümüz ebeveynliği sosyal medyadan tutun da kişisel gelişim ritüellerinden öğrenilen bir modele bile dönüşebiliyor zaman zaman. İşin bu kısmı çok yıpratıcı ve yabancılaştıran bir süreç olabiliyor çoğu zaman. Özgür çocuklar yetiştirme kaygısı, yıpranmış ebeveynler yaratabiliyor. Tüm bunlar göz önünde tutulduğunda oyunumuzun çok doğru bir dönemde sahnelendiğini düşünüyorum. Benim motivasyonum da böyle bir dönemde anne olmuş olmam ve anneliğin getirdiği rolü taşıyabilmeye çalışmamdır.