AYLAK DERGİ

ÖZGE ARSLAN

Çok fazla soru ile geldim. 

Ve cevap ile. 

Sanat insanlığın manifestosu, sanatçı ise toplumun antikoru değil mi? 

Anlamları sırtında taşıyan, toplumların şirazesine doğru su gibi akabilen ama diri kalmaya da alıştırılmış insanlar değil mi sanatçılar? 

Diri ve güçlü olması zorunlu olan zira her meselede maalesef ki ilk yağmalanan… 

İlk taş sanata ve sanatçıya atılmadı mı hep? Evet. 

Çünkü varlığıyla, gerçekliğiyle, zekâsıyla ve üretimiyle sistemin sinir uçlarına dokunan bir cesaret olmak demek, hazmedilmesi kolay olmayan insanlar olmak demektir. 

Yüzyıllar boyunca süregelen tüm gündemlerin nabzını tutmuş, sorular sormuş bu sebeple de kaçınılmaz bir döngüyle yağmalanmışlar ve yağmalanıyorlar gerçek sanatçılar. 

Bünyeleri bu tahribata alışmış olmalı ki aşina oldukları tüm zorbalıkları öz ilhamıyla sağıltıp yeniden insanlığa ayna olacak kadar da cesaretliler. 

Odağımı dışarıdan alıp daha içeriye çevirdiğimde ise insanın insan olma gayesinin iflah olmaz bir güçle çarpıştığını görüyorum. 

Yani sanat, bir insanlık kavgasına dönüşüyor tam da bu noktada. 

Ve esin kaynağı olan kişi, esinlerini ve eserlerini savunan savaşçı olmak zorunda kalıyor artık. 

Zira kibirli olan sanattan uzak olan ruhlar, başka bir ruhsal etki altında kalmaya ve kendileri ile yüzleşmeye tahammül edemiyorlar. Haliyle arbedeye başvuruyorlar. Buyurun size sanatçı ve toplum çatışmasının özeti.  

Şimdi konuyu biraz daha daraltıp, zaten bir avuç kalmış insanlara, yani sanatçıların ya da sanatçının ilhamı ile kendini var eden çeperlere dikkat çekmek istiyorum. 

Burada en büyük ve en güncel sorusu şu ki… 

Bir avuç insanın birbirini yağmalaması ve şefkatsizliği nasıl çözülecek? 

Çeperdekilerin merkezdekilere açtığı yorucu savaş ne olacak? 

Meziyetlerin üzerine ferdi ihtiyaçlarını doyurmaya çalışan sözde sanatçıların yoksunluğu ne olacak? 

İlhamla beliren ve sanatının varlık aşkına inanan insanların direncini sınadığınızda elinize ne geçecek? 

Sahte sisteminizin verdiği güç ile saldırganlaşan hırslarınız ne olacak? 

Tüm bu yağmalanmanın hesabını sorgulayınca adına sektör yahut piyasa diye cevap verdiğiniz şeyin adı kötülük değil mi aslında?  Kabul etmeseniz de… 

Etmeyin. Edemeyeceksiniz zaten. 

Peki. 

Nasıl susturacaksınız gerçek sanatçıları? 

Meziyetlerinin üzerinde tepinerek emeklerini zayi ederek mi? 

Güç zannettiğiniz usulsüzlüklerinizin altında ezmeye çabaladığınız emekçileri yaralayarak mı? 

Onca hevesli genç insanın hiç ar etmeden inançlarını kırarak mı? 

Tutkuyla kendini sanatına adamış onca insanı, yok kazançlara çalıştırarak ve bunun adına piyasa diyerek mi? 

Şaşalı tiyatrolarınızdan ve sanat okulu dediğiniz çıkar kapılarınızdan içeri sokmadığınız oyunlar, ekipler, hevesli öğrenciler piyasanızın kamburu mu? 

Evet, kârınıza hizmet eden piyasanızın kamburu olabilir ama dikkat kesilin ki, hayatın yükü ve kamburu değil. 

Lobileşen ve her bir köşeyi tutmuş kof hırslarınızın sonu elbet gelir, zira hayat her bir hesaptan daha üstündür. Evrenin ilahi zekâsı her zaman insan elinde kendini harcatmadan var olmuş. Hayat tüm bunlardan daha gerçek ve kendi gibi gerçek olanların kalıcılığı içinse hizmet ediyor. Edecek. 

Hakkaniyetsiz hesaplarınızı soran sanatçıya ise itibar suikastı düzenlediğinizde emin olun ki varacağınız tek yer er ya da geç kendi kötülüğünüzle yüzleşmek olacak. 

Tüm bu insani kavgaların arasında konuşmayı unuttuğumuz dehalar ve üretimler ne olacak? 

Ne olacak biliyor musunuz? 

Onların Aşkı görünecek, ayrışacak, elenecek ve deha ile birleşip kendini her yıkılmada yeniden inşa edecek. Onlar toplumun antikoru olmaya devam edecekler. Hayat her birimize sanatçının ve sanatın aslında özgürlüğe hiç ihtiyacı olmadığını, zorlu yollarla da olsa yine hatırlatacak. Gönül kapılarını açan o anahtarlar, yine tüm estetiği ve zarafeti ile salınıyor olacak sonsuzlukta. Önüne geçilemez bu hâli ve bu taşkın ruhları görmezden gelenler ise kendi zahiri planlarının altında erimeye yüz tutacak yine. Bu hakikate insanlık her zamanki gibi şahitlik edecek. 

Yani ez cümle sanata ve gerçek sanatçıya hiç zeval gelmez. Yansa da dirilir, her daim yeniden köklenerek, göçse de kalır. Sorumluluk duygusu ile zorunluğun arasında üretmeye adanmış her bilinçli sanatçı, kendi özgün ifadesi ile anlaşılmaya devam edecek.  

Keşif ve sevgi ile… 

Abone Ol

Yeni sayılarımızdan haberdar olmak için
ücretsiz abone olabilirsiniz.