AYLAK DERGİ

O SAHNE: MASUMİYET

Şimdi arkanıza yaslanın. Keyifli bir yolculuğa daha hazır olduğunuzu biliyor, sizi daha fazla bekletmeden başlıyorum. İlk yazının, zihninizde hala dolaşıyor olması tesadüf değil. O kadar çok paylaştım ki, sizi sıkmış bile olabilirim. Heyecanıma yenik düştüm affedin. Yazı yayımlandıktan sonra tebrik mesajlarının yanı sıra çok kıymetli eleştirilerinizi de benimle paylaştınız. Evet tüm eleştiriler birbirinden değerliydi. Gel dikiz ki hepsini unuttum. Üstelik herkese de kesinlikle dikkat edeceğim falan, dedim. Beni geliştirecek olan tüm bilgileri zihnime kattım, şimdi demleniyorlar. Neyse halledeceğim bir şekilde, siz hiç merak etmeyin. 

O Sahne adını verdiğimiz bu tatlı köşemiz ile ilgili biraz özeleştiri yapmak istiyorum izninizle. Bana göre en büyük sorun, karışık bir anlatım olmasıydı. Ayrıca konuya hizmet etmeyen şeyleri uzun uzun anlatıp seçtiğim sahneye çok az değinip kaçmışım. Ayıp olmasın diye sahneyi oraya kondurmuşum gibi bir his bu. Özet konusu zaten bambaşka bir sorun. Düşündüm, taşındım ve köşemizin akışını değiştirmeye karar verdim. Siz de fikirlerinizi söylerseniz sevinirim. Yeni akışı ve düşüncelerimi sizinle paylaşıyorum. Öncelikle film özetine girmiyorum. “Aaa niye?” demediğinizi biliyorum, ben yine de açıklayayım. Niye olacak sevgili okur, yapamadığımı hep birlikte gördük. Direkt sahneyi servis ediyorum, bir şeyler bir şeyler yazıyorum derken, hop tertemiz bir sahne seçimi çıkıyor ortaya.

Şunu söylemeden geçemeyeceğim. Sözümde durdum, sizin için instagram hesabı açtım. Önceki yazıda “@osahne” diye hesap açarım, demiştim, o kullanıcı adını başkası uzun zaman önce almış. Onun yerine “@oosahne” adını aldım. Fark etmez diye düşündüm, eğer ederse söyleyin hemen köşenin adını değiştiririm. Canım okur, siz yeter ki isteyin. Gerçi istemediğiniz şeyleri de yapıyorum ama, olsun. Biliyorum, beni bir izbe bir yerde yakalarsınız döveceksiniz, bundan dolayı canım memleketime, Bayburt’uma taşınmayı düşünüyorum.

Gelelim diğer konuya… Bu instagram hesabını biraz hareketlendirsek nasıl olur? Beğenin, abone olun, demiyorum. Asla da demem, beni tanıyorsunuz. Ben öyle yutupçu gibi değilim. Siz yine de eşe dosta, “bak böyle bir şey var. Yuh sen @osahne’yi bilmiyor musun? Bu hesabı takip ettiğim için çok şanslıyım. Şükürler olsun, sonunda aradığım hesabı buldum.” Gibi şeyler diyerek yayılmasına vesile olabilirsiniz. Ona bir şey söylemem. Şimdilik aile apartmanıyız, en kısa zamanda çığ gibi büyüyecek ve ailemize yakışır bir gökdelenimiz olması için dua ediyorum. Sizleri çok seviyorum. 

Köşeye öylesine sahip çıktınız ki duygulandım, ağlamaya çalıştım ama olmadı. Duygulandığımla kaldım. Gururlandım da. Çok mutlu oldum üstelik. Vallahi iyi ki varsınız. Böyle gidersek söz veriyorum, üçüncü yazıda ağlayacağım. Hatta sayfamda bile paylaşacağım. Bundan sonra her yazıda bir söz vereceğim size. Şimdi geçelim köşemize…

Zeki mi, Nuri mi derken herkes bir şeyler konuştu. Ben filme bakanlardanım. Kurmacada özellikle filmlerde, yönetmen bize alakasız bir şeyler gösteriyorsa kesin orada bir şey vardır gözüyle bakıyorum. Bunlar filmi oturup aylarca yazıyor. Karda, kışta (özellikle bu mevsim tercih ediliyor. Yoksa ödül gelmiyor galiba) haftalarca çekiyor. Çekim bitince uzun bir kurgu yapma süreci başlıyor falan, tutup bize boş sahne mi gösterecek bu insanlar? Hayır, sevgili okur. Bir mesaj vardır kesin. Bana güvenin. 

Bundan yıllar önceydi. Açtım bilgisayarımı, arama çubuğuna şunu yazdım. Zeki Demirkubuz Film izle, çıkan ilk siteye tıkladım. Çok reklam çıktı, başka siteye girdim, sonra başka site, başka, başka derken en sonunda hepimizin çok sevdiği o filmi buldum. Sevmeyeni de vardır, bilmiyorum, klasik cümle olduğu için öyle söyledim. “Masumiyet filmi.” Bu karşılaşma tesadüfi değildir, diye düşündüm. Baktım reklam da vermiyor, oturup izledim. Bunu neden anlattım peki biliyor musunuz? Zeki abim bu yazıyı okuyunca “ulan sana bu kaçak linki kim verdi?” diyebilir. Ben de ona “Zeki abi, Abim… yemin ederim kendi imkanlarımla buldum filmi. İzlemediğim filmlerin vardı, onları da Blutv’den izledim. Tabi ki üyeliğim vardı abi, o nasıl soru aşk olsun.” derim.  Neyse film çok iyiydi, etkilendim falan, derken ne göreyim, mesaj var filmde, bir yerlere selam gönderilmiş. Ah dedim, sen ne usta bir yönetmensin öyle. -Tam olarak böyle demedim de okursa diye yalakalık yapıyorum.- Sahneyi siz de gördünüz sevgili okur. Kimi fotoğrafını gördü, kimi videoyu izledi. Videoyu da özenle hazırladım. Beğenmeyi unu… tamam tamam, sustum. 

Seçtiğim o sahneye “Masum Çocuklar” adını vermek istedim. Doğuştan dilsiz olan Çilem ve Yusuf’u köşeden çıkıp bize doğru yürüdüğünü ve sahnenin açısında bir de dükkân olduğunu, görüyoruz. Dükkânın camına yapıştırılmış afişler arasında en dikkat çekeni ise Şarlo’nun “The Kid” film afişi oluyor. Afişi kısaca hatırlayalım.

Şarlo ve küçük bir kız var. Kız Şarlo’nun elini tutmuş. İkisi de ne yapacağını tam kestiremiyor gibi, şaşkın ve çaresiz bakışla arkasına doğru bakıyor. Zeki hocamızın filmine, sahnemize bakıyoruz şimdi. Bir adam ve küçük bir kız görüyoruz. Küçük kız adamın elini sıkıca tutmuş. Adamın çaresiz bakışları camdaki The Kid filminin afişinde…

The Kid filmini kısaca özetlersek, kimsesiz bir çocukla, onu sahiplenen bir adamın hikayesini anlatıyor. Masumiyet ise hikâyenin sonunda kimsesiz kalacak bir çocukla, onun sahiplenen adamın hikayesini anlatıyor diyebiliriz. Bu sahnede yönetmenimiz Şarlo’nun filmine çok içten bir selam göndermiş.   

Gelelim bu sahneyi niye seçtiğime. Evet çok eski ve kült bir filmden bahsediyoruz. Bu film hakkında çok yazı okudum (çoğunu okumadım göz gezdirdim. Aynı şeyleri anlatıyorlardı n’apayım) bu sahne ile ilgili tek bir cümle bulamadım. Yönetmenin böyle bir göndermesi olmayabilir, tamamen benim kafamda kurduğum bir şey de olabilir. Ama benzerliği siz de gördünüz sevili okur, haksız mıyım? Eğer beni haklı buluyorsanız yorumlarda belirtmeyi… dayak yemeye niyetlendim galiba. Öyle işte okurcuğum, görmüşken kaçırmayayım dedim bu fırsatı. Biliyorsunuz bu köşenin, akademik sinema yazılarıyla hatta sinemayla bile alakası yok. Tek bir amacımız var, sizinle daha sık görüşebilmek. Bakın iki ayda bir yazarız, diyorduk daha bir ay olmadan ikinci yazıyı yazdım. Daha da şenleneceğiz, şu video işi biraz uğraştırıyor ama olsun. Bana güvenin, her şeyi çözeceğim. Aylak ile kalın. 

Abone Ol

Yeni sayılarımızdan haberdar olmak için
ücretsiz abone olabilirsiniz.