Ruhundaki ritmi keşfeden ve peşinden koşma cesaretini gösteren tüm kadınlara selam olsun!
Yaşadığımı ilk kez içimde muntazam bir saat gibi çalan ritmi duyumsayınca hissettim. Ondan önce şuna hep emindim, bir ‘şey’ için varım ve bu hayatın bir amacı olmalı. Ama neydi?
Yirmilerime yeni girmişim, yıllarca piyano çalıp üniversitede spontane bir şekilde İngiliz edebiyatı okuyorum o zamanlar, davulla tanıştım ama hayatının aşkını görünce o olduğunu bilmeden ufak bir selam verirsin ya, öyle kısa bir tanışmamız oldu. Başıma geleceklerden habersiz, acaba olur mu ki diye sordum kendime ve akışa bıraktım. Geç mi kaldım demedim, ritim kulağım var mı demedim ama davul çalan kadın çok az demedim. Bu bir his ve tutkuydu ve bunun içinde mantığın yeri yoktu. Sorgulamak da manasız çünkü hayatını tek bir enstrümana adamak hiç de akıl işi değildi zaten. Sadece kendimi ‘ben’ hissettiğim yerde var oldum, içgüdülerim ne dediyse takip ettim, çünkü onlar beni asla yanıltmaz bunu o zamanlar yeni öğrenmeye başlıyordum. Çocukluğumdan beri hep defter kenarlarına karalanmış şarkı sözlerim, kötü telefon kayıtlarına mırıldandığım melodilerim vardı. İşte tam olarak o melodiler için varmışım, onlarlayken daha ben hissediyormuşum ve onların peşinden koşmalıymışım dedim. Sonra 2016 yılında müzik stüdyomu kurdum. Daha doğrusu sıfırdan yoklukta inşa ettim, işte her şey benim için o büyük yılda başladı. Sonraki sekiz yılım ise rüya gibi geçti; ödüller, ülke temsilcilikleri, klipler, turneler, konserler, albümler… Tüm evren elime o bir çift bageti almamı beklemiş meğer! İnsan isteyince oluyormuş, hiç inanmazdım böyle kişisel gelişim kitabından alıntı cümlelere. İnanmama nedenimse bir şeyi hiçbir zaman bu tutkuyla istememiş olmammış meğer…
Yaptığım tek bir şey vardı bu uzun yolculukta; kalbimde her an kreşendolarla yükselen bu ritme ve içimde yanan masmavi aleve inanmak. Ben inanmaya devam ettikçe o alev harlandı, yüzlerce binlerce insan da serüvenime inanmaya başladı. Sanki karşılaştığım her zorluk, çaldığım her bir nota, analiz ettiğim edebi eserler, tanıştığım insanlar, gezdiğim gördüğüm deneyimlediğim şeylerin hepsi beni bugünkü Leyan’a hazırlamış. Bagetlerini eline alıp davulun başında bestelerini yapan, içindeki gücü keşfederek başka kadınlara ilham olabildiğim bu versiyonuma ulaşmak için geri kalan yirmi yılı yaşamışım.
Belli bir süre geçtikten ve beni müziğin karanlık ağlarına hapseden içgüdülerim daha da fazla depreştikten sonra davulcu olarak önüme sunulan kalıplara sığamadığımı fark ettim. Sadece bir davulcu olarak değil, çok yönlü ve hassas sanatçı ruha sahip bir birey olarak hislerimi aktarma biçimlerim ve üretme arzum içimden coşkuyla taşıyordu. Tam da o sıra ikinci kez güvenli alanımı terk ettim, kendimi ve sınırlarımı daha güzel keşfetmenin yollarını bulmak için tekrardan risk alıp bilinmez sulara atıldım. İlk güvenli evim stüdyom, ikincisi beraber çaldığım gruplarımdı. Ama bir şeyler değişiyordu ve artık tek başına, bireysel bir yol izleyecektim. Ruhumun buna ihtiyacı vardı, böyle emretti. Nasılını bilmezken tekrar kendimi akışa bıraktım ve bagetlerimden çıkan her bir nota beni başka maceralara sürükledi. Alışılmışın dışında bir davulcu olarak sahnenin arkasında değil en önünde olmaya, izleyenlerin gözlerindeki parıltıya daha yakın durmaya başladım. Sadece davul da yetmedi, şarkılar söyledim, piyano ve vurmalı enstrümanlar çaldım, yeni şeyler uydurdum, denedim, konuştum, anlattım… Sanatla insanlara her yönden dokunabilmenin muntazam hazzını daha yeni keşfetmiştim, bırakır mıydım? Şehir şehir ülke ülke gezdim, Türk müziğinin ve ritminin güzelliğini gururla dünyaya duyurdum. Annemin güçlü ve vahşi ruhlu kızı olarak içimdeki ritimleri an be an haykırdım.
Hayal ettiğim bu değildi, hayallerimin ötesinde bir hayat bana bahşedilmişti hem de henüz çiçeği burnunda davul serüvenimin daha sekizinci yılındayken. Ama bunlar şans da değildi, farkındayım. Her bir zerresi için verdiğim emek, döktüğüm ter, aldığım risk, yıktığım önyargılar ve her şeye rağmen pes etmemek… Hatta bazen kendine rağmen bile kendinden vazgeçmemek… İşin büyüsü buradaydı ve hayat beni elinde iki asası olan mavi bir büyücü yapmıştı!