AYLAK DERGİ

CANSU TOPAL

EMEKTAR 

Bir aileyi gerçek anlamda tanımanın en kolay yollarından biri, akşam yemeği ritüellerine şahit olmaktır. O yüzden bir evin en önemlisi sayarım kendimi. Maaile toplanıp ciddi konuların konuşulduğu yer de benim; hazırlanan mezeler eşliğinde kadeh tokuşturulan en felekten gecelerin yaşandığı yer de…  

Yine böyle akşamlardan birinde Faruk Bey gecikti yemeğe. Filiz’in yüzünden düşen bin parça. Çocuklara hızlıca yemeğini yedirip odalarına gönderdi. Zavallılar, ne zaman ortam gerilecek olsa yedikleri boğazına dizilir erkenden odalarına kapatılırlardı. Hiç şaşmaz, böyle gecelerin sonu hep kavga gürültüyle biter. Kırılan camlar, çerçeveler, değerli, değersiz bakmadan yerlerde yirmi beş parçaya ayrılmış antika vazolar, çarpılan kapılar, terkedilen masalar… Evin sevincini de kederini de taşımaktan dengem şaştı, yoruldum artık bu gelgitli ilişkilerden. Şöyle sıradan bir ailenin alelade bir parçası olmak istiyorum. Belki emekli bir albayın bulmaca çözdüğü, karısının akşamları sofrayı kurarken sakin sakin nihavent makamında şarkılar mırıldandığı, ara sıra torunlarının gelip üzerimde resim yaptığı bir masa mesela. Sıkılır mıydım acaba? Yok yok sıkılmak bir yana, en azından can güvenliğim yerinde olurdu. Geçen gün Faruk Bey’in attığı tekmeden sonra zor kendime geldim. Canı sıkılan, bir şeye kızan bana vurur yumruğu. Benim suçum ne? Gideceğim evi bana seçtiren mi oldu, mülakata mı alıp seçtim bu insanları? 

Seda annesinin yanına geldiğinde şarap şişesi çoktan yarıyı geçmişti. 

—Hadi anne odana götüreyim seni, dedi.  

Hiçbir surette odaya gitmek gibi bir niyeti yoktu Filiz’in. Karar vermişti, o kadeh bitecek sonra da Faruk Bey’in ayaklarının altında parçalanacaktı.  

—Yat kızım sen. Uykum yok benim. Babanı bekleyeceğim. 

—Telefonu kapalı mı hâlâ? 

—Kapalı. 

Oldu olası baba olmayı da koca olmayı da beceremedi Faruk Bey. Dün gibi hatırlarım, Seda doğduğunda ufacık bebeği kışın soğuğunda -ki o zaman evler sobalı, salonda soba yok- üzerime bırakıp lavaboya gitti. Uzunca süre gelmeyince ağlamaya başladı Seda. Isıtmaya çalıştım ama olmadı. Sezeryanlıydı Filiz. Tüm gece uyumayınca biraz kocasına emanet etmişti bebeğini. Uyuyacaktı, sadece iki saat. Ağlama sesine uyandı. Salona gittiğinde hayatının şokunu yaşamıştı. Daha bir haftalık bile olmayan yavrusu, masanın üzerinde çığlık, kıyamet ağlıyordu. O gün dedim, bu adamdan baba olmaz! Hoş, koca da olamadı ya…  

Saat sabaha karşı dört olmuştu. Hafif bir anahtar şıngırtısı geldi. Filiz, benim kucağıma yatmış uyuyordu. Tüm merhametimle sardım onu. Sardım ki uyanmasın, o kaçınılmaz son yaşanmasın. Ama kuş gibiydi uykusu. Anahtar sesiyle uyandı. Şarap şişesi kendiliğinden yere yuvarlandı. Bu sefer şanslıydı Faruk Bey. Kafasına yese yeriydi. O koskoca boylu adam ezilip büzülmüştü. Sanki kamburu çıkmış da boyu kırk santimetre kısalmıştı. Filiz, bu sefer hiç beklemediğim kadar sakindi. Faruk Bey açıklamaya çalışır gibi hallere girdikçe Filiz, duymazdan gelerek bir şeyler hazırlıyor gibiydi. Koridordaki kirişten göremedim ama bir o yana bir bu yana koşturup duruyordu. En sonunda tekerlekli bir bavul evin içinde gezmeye başladı. O zaman anladım ki Filiz gidiyordu artık, dur diyordu bu gidişata. Kapı sesiyle beraber tüm ezikliğini orada bırakan Faruk Bey, bir yumruk patlattı bedenime. Orada anladım ki bu evin en talihsizi benim. Kimin bir üzüntüsü olsa bedenimi siper etmekten bir gün çürüyüp kalacağım artık.  

Aradan yıllar geçti. Bugün, Filizle paylaşıyoruz hayatı. O günden sonra yüzü gülmeye başladı kadının. Tüm yüklerinden kurtulmuş gibi hafif, hiç sinirlenmeyen, çocuklarına karşı çok narin bir anne oldu. Bir daha hiç evlenmedi. Ara sıra sevgilileri oldu. Hoş sohbetli, sonu mutlu biten gecelerde kuruldu üzerime rakı sofraları, ama devamı gelmedi. Bugün torunları geliyor, kızları geliyor; kendi halimizde oturup gülüp eğleniyoruz. Sadece Seda’yı çok özlüyorum. O geceden sonra bir daha gelmedi yanıma. Hiç sarılmadı hatta dokunmadı bile bana. Üzerimde yemek bile yiyemiyor artık. Doktorlara da gitti bunun için. İlaçlar da kullandı. Ama çare bulamadılar. Hatta bir gün kendi kız istemesinde, babası olacak o adam da vardı. Salondaki tüm koltuklar, sandalyeler dolunca mecbur kaldı, elinde kahve tepsisiyle benim başucuma, nişanlısının yanına oturmaya. Baktım gözleri doluyor, birkaç damla yaş süzülüyor gözünden attım kendimi yere. Biraz rezil oldu Filiz ama Seda’nın kendi nişanında panik atak yaşamasından iyiydi. Bir şekilde emektar olduğumu söyleyip toparladılar bedenimi. O gün kapının önüne koydular beni. Vallahi korkmadım desem, yalan olur. Meğer kıyamamış bana Filiz. Tamire göndermek için koymuş.  

Beni sırtlandılar bir marangoz dükkanına götürdüler. Baktım, benim gibi bir sürü masa. Hepsi bir dertten muzdarip. Kimi kumarhane masası çıktı, kimi karakol masası. Biri kumarbazlardan şikâyet eder öteki katilinden, hırsızından…  

Ayaklarım sapasağlam olunca geri döndüm Filiz’in yanına. Seda beni görünce ağlamaya başladı. Filiz o günden sonra iyice düştü bu işin peşine. Kararlıydı, yapacaktı aramızı. Psikiyatrist ilaçları arttırmıştı. Seda’nın uykusuzluktan kıvrandığı gecelerde, uzaktan uzağa bana baktığını gördüm. Gel, dedim adeta ona. Zarar vermem sana. Üstelik daha bir haftalık bebekliğinden beri koruyup kolladım seni. Gel, bitsin bu mesafe. Sanki anlamış gibi yaklaştı bana. Çok ağlıyordu, temkinli adımlarla bana doğru gelirken. Bir yandan korkuyor bir yandan da çok istiyordum onunla kucaklaşmayı. Geldi, oturdu yanıma. İkimiz de ağladık o gece. Sabaha kadar sarılıp uyuduk. Sabah olduğunda Filiz bizi görünce tutamadı gözyaşlarını. Sonunda Allah’ım sonunda, deyip şükür çekiyordu dili. Bu evdeki en keyifli kahvaltımızı yaptık o sabah. Gülüşmeler, Seda’nın düğün planları, gelinlik seçimi derken geldi çattı o gün. Faruk Bey, kırmızı kuşağını bağlarken birkaç damla süzüldü gözlerimden. Seda artık kendi hayatına gidiyordu.  

Düğün gecesi Filiz çok ağladı. Beraber sabahı ettik. O yine şarap kadehini de soktu aramıza. Bir şey demedim. Belli ki iyi geliyordu ona ama çok yıpratıyordu kendini. O yine şişeyi bitirmeden uykuya dalmadı. Bu gece üzerimde değil, Seda’nın yatağında sabahladı. 

Seda’nın çocukları doldurdu yuvamızı. O hayalini kurduğum huzurlu aile ortamını bulmuştum. Filiz’in torunları resimler de yaptı üzerimde, birinci sınıfta okumayı da öğrendi benimle. Cıvıl cıvıl çocuk sesleriyle dolu ne masalarımız oldu. Ufaklıkların başarılarını kutladığımız, doğum günlerinde baş davetli olduğum niceleri… Şimdi içimde tek bir üzüntü var. Keşke Filiz de görseydi bu günleri. Erken veda etti bize. Ama Seda çok güzel sahip çıktı bana; Filiz’in emanetine.  

Abone Ol

Yeni sayılarımızdan haberdar olmak için
ücretsiz abone olabilirsiniz.