1.Sanat yolculuğunuzun başlangıcında sizi yönlendiren ve ilham veren unsurlar nelerdi? Sanata olan tutkunuzu ilk keşfettiğiniz anı bizimle paylaşabilir misiniz?
Öncelikle kendimi pek “sanatçı” olarak addetmiyorum. Zira pek kolay elde edilebilir bir pâye olmamalı sanatçı olabilmek. Belki “yaratıcı oyuncuyum” diyebilirim. Tüm çocuklar gibi benim için de oyun oynamak, en eğlenceli şeydi. Üstelik de tek ve yalnız bir çocuklukta kendinizi çoğaltarak oyun oynamak, en iyi becerdiğiniz eğlenme aracı oluyor. Sonra bir gün lisede tiyatro kulübünde provaları Kenter Tiyatrosu’nda yaparken Yıldız Hoca’nın konservatuar öğrencilerini çalıştırmasına denk geldik ve sanırım işte o anda hayatım değişti. Sanki sahne denen sihirli dünyada ebedî çocuk kalmak ve her şey olabilmek mümkündü: Çocuk, kadın, erkek, peri, astronot, çiftçi, aşçı, banker, doktor, köylü, imparator… O gün Yıldız Kenter sahnede uçuşan güzelim dalgalı kestane saçlarıyla sahnede bazen on yaşında bazen 100 yaşında, bazen fettan bir kadın, bazen yaşlı bir bilge, bazen saf bir çocuk, bazen hoyrat bir delikanlı oluvermişti. Hepimiz büyülenmiştik. Ve o gün provayı izleyen yedi kişinin beşi konservatuar yetenek sınavına girmeye karar verdi.
2. Oyunculuk kariyerinizde sizi en çok zorlayan karakteri canlandırırken hangi duygusal ve teknik zorluklarla karşılaştınız? Bu süreçte edindiğiniz en değerli ders neydi?
İnanın hiçbir oyun, hiçbir rol kolay olmadı benim için. Her bir çalışmanın kendine has zorlukları ve kendine has keyifleri oldu. Şehir Tiyatroları’nda 1991 yılında Rus yönetmen Leonid Heifets ile Vanya Dayı oyununda Sonya karakterini çalışırken her prova sonrası istifa ediyordum. Ama oyunculuğun özüne dair ne öğrendiysem de o deli gibi debelendiğim prova günlerinde öğrendim. Hala da öğrenmeye devam ediyorum. Tıpta her 73 saatte bilgiler yenileniyormuş, ben de taze bir oyuncu kalabilmek için olabildiğince yeni şeyler izlemeye, atölyelere, seminerlere katılmaya gayret ediyorum.
3. Afife gibi önemli bir oyunda rol almak sizin için nasıl bir duygu? Bu oyunun sizin için taşıdığı anlamdan bahsedebilir misiniz?
Afife sembolik bir isim. Hepimizin bildiği trajik bir hikayesi var. Ama bu “Afife” sadece tutkusunun peşinden gidip rüyasını gerçekleştiren kahraman genç kadını değil, aynı zamanda Türk Tiyatrosu’nun da nasıl geliştiğini, bugün bu sanatı icra edebiliyorsak kimlere borçlu olduğumuzun da öyküsünü anlatıyor. Meşrutiyetle gelen batılılaşmanın rüzgârı ile İstanbul’a gelen bin bir çeşit revü, gösteri ve tiyatro oyunu ile tanışan Osmanlılar içinde en çok Ermeniler bu sanata ilgi duyuyor. Bu sanata gönlü düşen kimi genç buraya oyunlar oynamaya gelip yerleşen ağırlıklı İtalyan kumpanyalara katılarak, kimi de Venedik’te okuduğu okullarda eğitim alarak, Türk Tiyatrosu’nun yapı taşlarını oluşturuyorlar.
4. Afife Jale’nin tiyatro dünyasına bıraktığı mirası ve ‘sahnede kadın olmaya’ etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Afife’nin yaşadığı yıllarda Müslüman Türk kadınlarının sahneye çıkma gerekliliği tiyatro dünyasında konuşulmaya başlanmış, hatta Muhsin Ertuğrul o gözükaralığı gösterecek cesur bir kadın oluncaya kadar sahneye çıkmama kararı aldığını bir yazısında belirtmiş. Meşrutiyetle birlikte özgürlük rüzgârları görece ferahlık sağlasa da kadının kamusal alanda görünür olması toplumsal olarak kabul edilecek kadar töreleri yumuşatamamış. O kadar ki, sahne için Suriye’den “çingene” kadınların getirilmesi bir çare addedilebilmiş! Böyle bir ortamda Darülbedaii yönetimi, toplumdan Türk Müslüman kadınların da sahnede temsiliyet ihtiyacının yükselmesine istinaden sadece kadınların seyirci olacağı gösteriler için oyuncu olmak isteyen kadınlara kurs açılacağını duyurmuş. Afife işte bu çağrıya cevap veren cesur kadınlardan biriymiş. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından kaybolan 600 yıllık bir imparatorluk ve payitahtın işgal güçlerine teslim olduğu karanlık ve umutsuz günlerde gevşeyen kontrol mekanizmalarının arasından, tutkusunun peşinde koşan Afife, bir yıl kadar bekledikten sonra ramp ışıklarına kavuşmuş. Geçtiğimiz günlerde İran İslam Cumhuriyeti’nde ölümü göze alarak başlarındaki örtüleri çıkarıp atan kadınların kararlılığıyla çıktığı sahnede Afife -ne yazık ki- ilk gecesinden itibaren polisle köşe kapmaca oynamış. Gözüpekliğinin bedeli onun için çok ağır olsa da sayesinde kadınlar bir daha sahneden inmedi. Ve bildiğiniz gibi yeni rejimde Mustafa Kemal’in davetiyle Bedia Muvahhit, Afife’nin yolunda devlet güvencesiyle yürüdü.
Sahne ışıklarına pervaneler gibi koşan nice öncü Ermeni kadın sanatçı Zabel, Satenik, Agavni, Eliza, Kınarların ardından ilerleyen Afife’ye “hayatta en mutlu olduğum an” dediği sahneden selam çakmak elbette tüm kadınlar adına çok heyecan verici.
5. Tiyatro dünyasında yer aldığınız projeler arasında sizi en çok gururlandıran hangisiydi? Bu projenin sizin için özel olmasının nedenleri nelerdir?
TBMM başkanı İsmail Karahan’ın mecliste Çanakkale Zaferi ile ilgili gösteri yapmaya davet edildiklerinde Devlet Tiyatroları’nın kadın oyuncularını sahneden indirmeye cüret ettiğini duyduğumuzda bir gecede hazırladığımız “100 Kadın 100 Replik” gösterisiyle bir kereliğine Kenter Tiyatrosu’nda birbirinden değerli yüzlerce kadın meslektaşımla kadınların sahnede 100. yılını kutladığımız andı.
6. Sait Faik’in Adalar’ı ve ada yaşamını anlatım biçimi sizin için ne ifade ediyor? Eserlerinde kendinizi bulduğunuz anlar oldu mu?
Burgaz Sait Faik’in eşsiz öykülerinin ana sahnesi. Onun sesiyle adada dolaşmak, o öykülerin içinde yaşamak gibi. Ama ne yazık ki önce adanın çok kültürlülüğü, sonra denizimiz ve ormanlarımız hırpalandı. Artık öykülerdeki gibi “Hişt Hişt” diyerek yaşamaya davet etmekte zorlanıyor. Komşularımız, atlarımız, sahillerimiz, “Dülger Balığı” gitti, “Yassı Ada” imarla mahvedildi, mercan adalarına saklanan balıklar, fırtınadan “Hayırsız”a sığınan balıkçı tekneleri, “Topal Martı” da yok, dünyanın sayılı yerlerinden olabilecek ada sahilleri trafiğe açıldı. Üstelik yasadışı! Şimdilerde var gücümüzle dünya mirası Prens Adaları’nı korumaya çabalıyoruz. Geriye kalan İstanbul’un “her gece mehtaba çıkılan” en özgün yerini Sait Faik, Yahya Kemal, Yakup Kadri, Halide Edip, Peride Celal, Ziya Gökalp, Ahmet Rasim, Turgut Uyar, Melih Cevdet, Orhan Pamuk, Halit Refiğ, Rey Kardeşler ve daha nice yazarın, müzisyenin anısına korumaya uğraşıyoruz.
7. Frankofon eğitiminizin oyunculuk tarzınıza ve sanat anlayışınıza nasıl bir katkısı oldu? Fransız kültüründen ve dilinden nasıl ilham aldınız?
Öncelikle yabancı dillerde oyun okumak, yayın takip etmek, farklı dilde düşünebilmek zenginleştirici deneyimler. Farklılıklara sizi daha açık kılıyor. Yerelin kıymetini, benzersizliğini de anlamanıza ve ortaklaştıklarımızın çokluğunun da sizi büyülemesine yardımcı oluyor.
8. Seslendirme sanatına olan ilginiz nasıl ortaya çıktı ve bu alanda hangi deneyimler sizi en çok etkiledi?
Konservatuarın ilk senesinde bu işe merak salmıştım. Vâlâ Önengüt’ün yanında stüdyo deneyimi kazandım. O sayede uzun yıllar TRT için film seslendirmesi yaparak iyi oyuncuları defalarca seyretme imkânı buldum. Çünkü o yıllarda her şey analogtu ve kayda girmeden önce hep birlikte uzun uzun prova yapılır, konuşmalar ağıza oturtulurdu. Şimdiki gibi stüdyoda “kulağında kadının sesini duyunca gir” gibi tek başına kanala ses alınmazdı.
9. Seslendirme yaparken en çok keyif aldığınız karakter hangisiydi? Bu karakteri seslendirirken yaşadığınız unutulmaz bir anınız var mı?
İlk profesyonel işim, Tunç Okan’ın Otobüs filmi. Türkiye’de 80lerin başında gösterilebilmişti. Fono Film stüdyosunda kayıt almıştık. Çok heyecanlıydım. Bir sürü usta isimle birlikte olmaktan elim ayağıma dolaşmıştı. Fransızca/ Türkçe konuşan genç bir kızı seslendirmiştim. Sonra uzun yıllar bu işi yapabilmeme basamak olmuştu.
10. Tiyatro ve sinema dünyasında kariyerinize yön veren en önemli ilke veya prensip nedir? Bu ilkenin sanat hayatınızdaki yeri ve önemi hakkında ne söyleyebilirsiniz?
Her gün biraz daha iyi, biraz daha haysiyetli, biraz daha adaletli olmaya çabalıyorum. Seçtiğim oyunların, senaryoların da bizim “öteki”ni daha iyi anlamamıza ve sevmemize vesile olabilecek nitelikleri barındırmasına dikkat ediyorum. Ayrımcılık ve şiddet dili içermemesi seçimlerimde önem kazanıyor.
11. Genç sanatçılara ve oyuncu adaylarına kariyerlerinde başarıya ulaşmaları için hangi tavsiyelerde bulunursunuz? Sizin yolculuğunuzdan edindikleri hangi dersler onlara ilham verebilir?
Dünyaya meraklı olmak, başarısızlıktan korkmadan denemeye açık olmak ve yeni öğrendiğin her şeyden keyif almak.
12. Sanat dünyasında var olmanın ve kalıcı bir iz bırakmanın sırrı sizce nedir? Uzun soluklu ve başarılı bir kariyerin anahtarları nelerdir?
Tekkeye odun taşır gibi sabırla, inançla kendini geliştirebileceğin bir yolda hata yapa yapa yeni, taze ve ilginç kalmayı sürdürebilmeye inanmak.