Bu metni, kendinden vazgeçmeyi göze almayan bir kadının hikayesi olarak aldım. Onun sesinden bugüne sesleniş gibi. Belki de adını her duyuşumuzda içimizi burkan o tanıdık acının ve yasaklara boyun eğmeyen bir kalbin hikayesinde de bu hüzne yer vermek istedim.
Afife, yalnızlığın soğuk rüzgârında, sahne ışıklarına sığınmış, o ışıkların altına bir kadının izini bırakmış bir öncüydü. Onun sahnede attığı her adım, yalnızca bir rol değil, bir direnişti. Bu metinde, onun yaşadığı kırılmalarla dökülen dizelerini, toplumun yasaklarla kuşattığı kalbinden dökülen ince çatlakları göreceksiniz. Onun yerinde olsaydım nasıl hissederdim duygusuyla metin içine duygu olarak sahneye çıktığında çekinmeden savurduğu o özgürlük ateşini, her adımda, sahnede var olmanın bir insana ne kadar ağır, ama aynı zamanda ne kadar kutsal bir yük olabileceğini hissetmenizi istedim.
Afife’nin hikayesi, sadece bir kadının sahneye çıkma cesaretini değil, yasaklar ve yargılarla dolu bir dünyada var olmanın nasıl bir bedeli olduğunu anlatır. Bu bedel, onun göğsüne saplanmış ama hiçbir zaman tam anlamıyla söküp atmadığı bir acı gibi. Afife, sadece kendi adını değil, sahnede var olmak isteyen tüm kadınların adını da sahneye kazımak için var oldu. İşte bu yüzden; bu satırlarda yasaklara inat “Ben buradayım,” diyen bir kadının, bir tiyatro sahnesine gömülmüş sessiz çığlığı yatıyor.
“Sahneye ilk çıktığım gün, kalbim o kadar hızlı atıyordu ki, sanırım herkes duyuyordu. Bir taş gibi yerleşmişti göğsüme o heyecan, ama aynı zamanda sıcacık bir his, sanki eski bir dostun elleriyle tuttuğu bir kalp gibi. O an sahnenin o yoğun sessizliği altında, kendimi her şeyden özgür hissettim. İlk kez, bir yere ait olduğumu anladım.
Perde aralandı, sahneye ilk adımımı attım. Beni o kalabalık arasında gören her göz, her yüz, aslında benim için bir düşmandı, bunu biliyordum. Onların içinde hep bir yerlerde sesler dolanıyordu; “Kadın dediğin evinde kalır. Kadının yeri sahne değil, dört duvardır,” diye fısıldayan kalabalıklar… Ama sahneye çıktığımda işte, hiçbir şeyin önemi kalmadı. O an ne yasak vardı ne korku ne de utanç. Sanki ben başka bir Afife olmuştum; düşlerimle doğmuş, içimde sadece sahne için atan bir yüreğim vardı.
Biliyordum, hayatım boyunca kimse sahneye olan aşkımı anlamayacaktı. Belki bir deli diyeceklerdi bana, belki utanç duyulacak, belki adım bile anılmayacaktı. Ama gözlerim o ışığa değdiği an, içimde öyle derin bir yankı başladı ki, ondan asla vazgeçemeyeceğimi anladım.
Afife, derin bir yara izi gibisin,
parmak uçlarında geceyi dizmişsin.
Bak, şimdi kırılacaksın en ince yerinden,
Düşmekten korkma, sen düşüşlerin sahibisin
Elbette korkuyordum. Adımı, kim olduğumu, hatta yüzümü bile saklamam gerekiyordu bazen. Başımı çevirip arkamda biri var mı diye bakmaktan yorulmuştum. Ama sahneye her çıktığımda, işte bu korkuların hepsi, o sahne ışığının altında eriyip gidiyordu. Sadece ben ve sahne kalıyorduk geriye, birbirimize sığınmış iki yalnız gibi.
Bir gün biri beni hatırlayacak mı, sahneye çıkmak için yasaklarla savaşan bu kadını anacak mı bilmiyorum. Belki de ismim bu sahnede yankılanmaya devam edecek, belki ben gidince kimse kalmayacak ardımda. Ama bildiğim bir şey var: Sahne, ben varım diye var olmuyor, ben, sahneyle var oluyorum. Sahneye çıkarken ayaklarımda titreşimle adım atıyorum, sanki her adımdan sonra eksiliyor ama her replikle tekrar tamamlanıyorum.
Şimdi size söylemek istediğim son bir şey var. Evet, belki beni anlamayacaksınız. Belki bir kadının sahnede ne işi var diyeceksiniz, bu yasakların arasında, bu zorluklar içinde. Ama bir gün, kalbiniz öyle bir yerden kırılacak ki, işte o gün beni anlayacaksınız. Sahneye olan aşkımı, yasakların içinde yeşerttiğim umudu, her adımımda biraz daha büyüttüğüm özgürlüğümü… İşte o gün beni bulacaksınız.
Ve o zamana kadar… Ben buradayım. Sahneye her çıktığımda, kendimi bulduğum yerdeyim. Belki sizi göremem ama beni hatırlayın – sahnede yürürken, bir kadın var aranızda; yüreğiyle her şeye rağmen burada olan.”
Afife, derin bir yara izi gibisin,
parmak uçlarında geceyi dizmişsin.
Bak, şimdi kırılacaksın en ince yerinden,
Düşmekten korkma, sen düşüşlerin sahibisin