SÖYLEŞİ: ALPASLAN AYAZ
1.Özellikle 2000 yılı sonrasında, dünyada da bizim coğrafyamızda da film endüstrisini yönlendiren yapımcılar oluyor. Bu görüşüme katılır mısın? Sanat filmleri ya da gişe filmleri, tamamen ekonominin ve doğal olarak o filme yatırım yapan yapımcının isteğine göre mi çekiliyor?
Günümüzde izleyici yönlendiriyor aslında. “Parayı veren düdüğü çalar.” Parayı veren, -geleneksel yapım modelinde, yapımcı sermayesi olduğu için- yapımcının sözü geçerdi. Onun vizyonu yönlendirirdi. Finansman modelleri değişti, bütçeler arttı. Artık bir yapımcının milyon dolarlık sermayesini, tek başına sağladığını görmüyoruz. Kanallar, platformlar, dağıtımcılar destekliyor. Sektör ilerledikçe seyircilerin istekleri data ile ölçülebilir oldu. Artık herkes seyirciye oynuyor. Yapımcı da en çok izlenecek işlerin peşinde. Kaliteli içerik arayan bir seyirci kitlesi, git gide azalıyor. Sosyal medya en büyük etken. Herkes kolay tüketilebilir, tanıdık (ünlüler ile bu etki yaratılıyor) ve kolay izlenen içeriklere yöneliyor.
2.Sanat filmi çekmek isteyen yeni yönetmenler nasıl bir yol izlemeli ya da ayrım yapmadan sorayım. Gişe filmi hayali kurmayan yönetmenlerin şansını nasıl görüyorsunuz? Orada da bir popülarite söz konusu mu? Nuri Bilge Ceylan ya da Zeki Demirkubuz filmleri gibi filmler çekmek isteyen genç ve sponsorsuz yönetmenler için ne düşünüyorsun?
Yapımcıların yetenekli yönetmenler ‘keşfetmesi’ için yönetmenlerin bir şekilde işlerini sergilemeleri gerekiyor. Yapımcılar da yeni yetenekleri arıyor, ancak iş yoğunluğu, kafa yoğunluğu derken herkes bildiği çevreyle iş yapmaya devam ediyor. Genç yönetmenler ne yapıp edip kendi imkanlarıyla, en azından bir kısa film çekmeli. İlk yapılan filmlerin bütçesi için ‘friends&family’ derler. Eş dosttan toparlanan imkanlarla. Gerekirse kendi evinizde çekin, mahalle bakkalına ısrar edin, anneannenizin kıyafet ve aksesuarlarını ödünç alın ama o ilk filmi çekin! Sonrası film festivalleri, ortak yapım platformları bu işleri sergilemek ve ‘keşfedilmek’ için en uygun yerler. Tabii ben yapım kısmını anlattım, kreatif kısım içinse vazgeçilmez üçlü; çok fazla ve farklı türlerden okumak, izlemek ve seyahat etmek.
3.Bir yapımcı olarak seçtiğin bir alan var mı? Mutlaka bilinen bir oyuncu olmalı mı bir filmde?
Sosyoloji, üniversitedeki alanım olduğu için toplumsal mesele ve problemler ilgimi çekiyor. Bireyci sinema yerine daha toplumsal bir modeli seviyorum. İkinci olarak da yasaklar! Yasak konuları işlemek heyecan ve güç veriyor. Bilinen bir oyuncu kalite için şart değil, ancak filmini satmak için olmazsa olmaz. Tanıdık bir yüz daha fazla seyirci çekiyor. İnsan beyninin ‘tanıdık’ olana gitme isteği. Ünlü olmakla, yetenek arasında korelasyon görmüyorum.
4.Bu işi gerçekten iyi yapıyor dediğin yapımcı, yönetmen ve senaristler kimler? Özellikle birlikte çalışmak istediğin oyuncular var mı?
Türkiye’den isim vermeyeyim. Bence sektörün istediği içeriği üretmek yerine özgün, mücadele eden her filmci çok kıymetli. Onur Ünlü sinemasını seviyorum, hem ana akım hem sanatsal izleyiciye hitap ediyor. Sen Aydınlatırsın Geceyi hâlâ tüylerimi diken diken eder. Yurtdışı favorilerim de Guillermo del Toro ve Sorrentino!
5.Ülkemizde her sektörün kendince bir zorluğu ve eksikliği var. Sinema yapımcılığının zorlukları ve eksiklerini senden dinlemek isterim.
Öncelikle dar bir sektör olması tabii. Dar derken neyi kastediyorum? Belli köşelerin tutulmuş, içine girmesi zor bir alan. Belli yapımcılar, belli kanallar, senaristler, yönetmenler, oyuncular hep aralarında paslaşarak çalışıyor. Zaten sayısı az olan dijital platformlar, TV kanalları 4-5 yapım şirketinden başkalarını tanımıyor. Proje sunmak bile çok zor. Youtube alternatifi tabii, ancak yapım maliyetleri o kadar yükseldi ki, yayıncılık alternatifi olarak Youtube komik kalıyor. Sponsor dahil değil ise tabii!
İkinci olarak, blueprint dediğimiz bir yol haritası yok, diğer mesleklere göre. Junior olarak gir, adım adım yüksel ve sonunda yapımcısın! Gibi bir durum söz konusu değil. Kendi yolunu, kendin açmak zorundasın bence. Kimse seni çok çalışkansın, işini iyi yapıyorsun diye yapımcı yapmıyor. Girişimcilik türlerinin en zor, riskli olanlarından bence medya yapımcılığı… O yüzden çok az var.
Üçüncüsü de niteliğin azaldığı, niceliğin arttığı bir dönemde olmamız. Kaliteli içerik sunmak ana hedef değil, önemli olan seyirciye ortalama bir ‘eğlence’ sunup reklamlardan para kazanmak… Bu yapı maalesef artık tüm içeriklerde var! Sanat -festival filmleri hariç tabii. Bir yılda proje geliştirme, yazım, prodüksiyon, post prodüksiyon ve yayın gerçekleştiren işler görüyoruz. Hızlı olması lazım çünkü para para para! Tabii bir yılda tamamlanan projelerden derinlik, anlam beklemek mümkün olmuyor. Seyirci sosyal medya yüzünden basit, kısa, yormayan içeriklere alıştı. Bol bol ünlü görmek istiyor. Sinema sektörü de buna göre şekillendi. İkisi birbirini etkiliyor.
6.Sinemayı, vakit geçirme ya da bir eğlence aracı olarak gören seyirciler, sanat filmini izlemekte zorlanır. Hatta anlamadıklarını söylerler. Sanat filmleri onlar için belki de bir öğretidir. Bunun kaynağı sizce nedir?
Neden gişe filmlerinde zaman su gibi akarken festival filmlerini izlemekte zorlanırız? Gişe filmlerinin tek amacı, daha çok kişiye izletmek olduğu için, oyunu ona göre kurarlar. Ünlü oyunculardan oluşan bir cast, mümkünse sosyal medya takipçileri de güçlü olmalı ki, seyircinin her gün gördüğü, tanıdık yüzler olsun. Tanıdık yüz, tanımadığı bir hikâyede seyirciyi motive ediyor. Bilinir, tanıdık hissi beyine ‘güvendeyiz, burası rahat, kendini bırakabilirsin’ gibi sinyaller veriyor ve izleyici kendini akışa bırakıyor. Kolay takip edilebilir, alışkın olduğumuz Hollywood stili üç yapılı olay örgüsü, ilgi çekici kıyafetler ve post prodüksiyonda bolca canlı colour mix! Hepsi “kolaylaştırma, fazla düşünmeme! Eğlence” üzerine. Festival filmlerinde farklı denklem işler. Derine işlenmiş toplumsal sorun, ünsüz ve başarılı oyuncular (1-2 ünlü varsa ne âlâ), farklı color seçimleri, derken “ağır” diye tabir edilen filmler çıkıyor. Zaten bir festival filmin gösteriminden girdiğin kişi olarak, çıkmamalısın. Zihnimizin içinde duran düşünce zincirlerinden ya sıkışmış birini açmalı ya da yeni bir zincir eklemeli. Yapım olarak iki türün ortasını seviyorum ben.
7.Yapımcıların oyunculara maddi, manevi adaletli davrandığını düşünüyor musun? Ya da şöyle sorayım; bir yapımcı, bir oyuncuyu neye göre seçmelidir? Ya da sistem nasıl oyuncular bekliyor yapımcılardan?
Sistem, sosyal medya ünlüleri bekliyor. Son yıllarda oyuncularında hisseli anlaştıklarını görüyoruz. Tabii en ünlüler için geçerli bu. Haberlerde çok yüksek bölüm kaşe haberleri görünce insanlar şaşırır, yüksek bulur. O oyuncu ne kazanıyorsa emin olun yapımcı 10 katı yapıyor! Yoksa sistem yürümez. Yapımcı oyun kurucu olduğu için, en karlı çıkmayacağı bir oyunu kurmaz, oyuncular milyonlar kazansın diye film/dizi çekmez. Bu sektörün genel olarak maddi, manevi adaletsiz olduğunu düşünüyorum. En üstteki 4-5 kişi kârın %90’ını alırken diğer ekip %10 ile yetiniyor. Oyuncular konusunda da aynı şey olabiliyor, 10 liralık cast bütçesi olan bir yapım, 8 lirayı iki başrol ünlü oyuncuya verip her sahne onlarla oynayan, diğer belki de 20 kişilik oyuncu ekibe 2 lirayı paylaştırıyor. Şaka gibi ama gerçek. Çünkü asıl izlenmeyi 8 lirayı verdiği oyuncular sayesinde kazandığını düşünüyor. Seyirciler sadece ünlü yüzler var, diye her türlü içeriği tüketmeyi bırakmalı yoksa sistem bu şekilde devam ediyor.
8.Film, tiyatro, animasyon gibi farklı dallarda yapımcılık yapıyorsun. Günümüzde birbirine benzeyen işlerin aksine benzersiz ve özgün işlere imza atıyorsun. Bu işlerin sana gelişini, yapım sürecini ve en çok karşılaştığın zorlukları merak ediyorum.
Hepsi çok farklı, çok değişik süreçler. ilk ortak yapımcılığımda 23 yaşındaydım. Sonrasında medya yapımcılığı alanında her şeyi öğrenmek istedim. TV hariç, yapay zekaya kadar belkide her alanı denedim. Başkalarının aklına gelmeyecek, yapmak istemeyeceği, cesaret edemeyeceği işleri bulmak ve peşinden koşmak en büyük zevkim. İşler nasıl geliyor, inan bilmiyorum! Bazen hiç gelmiyor, bazen bir anda oluyor. İnsanlar çok önemli burada. Ben hiç işim olmadığı dönemlerde bile sevdiğim yapımcıların, dağıtımcıların ofislerine giderim, öğlen kahvesine uğrarım. O atmosferde olmak iyi geliyor. Yapım süreci bence en kolay kısım, set ekibine gözün kapalı emanet ediyorsun, zaten herkes profesyonel insanlar. En zor kısım bence pre-produksiyon! Olacak mı-olmayacak mı- süresiz görüşmeler- aylarca cevap beklemek- bunlar mental olarak yorucu. bir projeye onay aldıktan sonrası ise aşırı zevkli…
9.Hâlâ kırıntılarıyla karşılaştığımız FETÖ olaylarını anlatan filmler yapıldı ama son çıkan, ortak yapımcısı olduğun “ Yurt ” filmi, bu olaylara çok farklı bir penceren bakıyor. Neler söylemek istersin?
Yurt, FETÖ ile alakası olmayan, ergen bir çocuğun laik-yobaz Türkiye gerçeği arasında kendini arama hikayesi. Babası bir tarikat üyesi, evet. Baş karakter Ahmet sadece kabul görmeyi ve sevgiyi arıyor. Ahmet gibi yurtlarda kalmış çok insanla karşılaştık filmin gösterim sürecinde. Nehir Tuna’nın yanına gelip, ‘benim çocukluğumu yazmışsın!’ diyenler, ağlayanlar, defalarca izlemeye gelenler… Tabii çok farklı, güzel bir duygu. Aslında çok insanın yaşadığı ama konuşulmayan, su yüzüne çıkmayan durumlarla ilgili daha çok iş görsek mutlu olucam. Yurt, hem yurt içi hem yurt dışı muazzam bir başarı. Venedik Film Festivali’nde unutamadığım bir an; gösterim sonrası, uzun bir süre ayakta alkışlandıktan sonra yönetmenimiz oyuncuları ile sahneye çıktı, soruları yanıtlıyor. Ön sıralardan bir İtalyan kalktı:
“Türkiye’de bu sorun yıllardır varken, bu konuyu çekebilen ilk kişi, siz oldunuz. Neden daha önce kimse bu kadar net anlatamadı?”
Çok mutluyum içinde olduğum için.
Yönetmenimiz Nehir Tuna’dan dinlemeni isterim bir gün. O kadar güzel anlatıyor ki!
10. Özgünlük demişken diğer işlerini de konuşmak isterim. Hazırlık aşamasında olan “TAMU” isimli animasyon dizi projeniz, beni çok heyecanlandırdı. Gençler arasında üstün yeteneklerin olduğuna ama gün yüzüne çıkamadıklarını düşünüyorum. Sen bu fikrime katılır mısın? Bir de yapım sürecinde nelerle karşılaştığını merak ediyorum.
Evet evet evet! Kesinlikle çok yetenekliler ama görünmezler. Sosyal medya sadece oyuncular için değil, neredeyse her türlü meslek kolu için tanınırlığı şart koşuyor. Sosyal medyada aktif, kendini ortaya koyan, işlerini gösterebilen ‘ünlü’ sanatçılara öncelik veriliyor. Animasyon sanatçıları için durum daha değişik. Sektör oluşmadığı için Türkiye’de kalanlar gaming sektöründe işe giriyor. Yeteneklerini göstermek, protfolyo oluşturmak ve kendilerini ortaya koymak için istekleri her zaman olmuyor. Ekonomi de çok etkili. Bağımsız bir projede çalışıp kendini tanıtma, portfolyo oluşturma şansı olmuyor. Maaşlı bir işe girmek durumunda kalıyorlar hemen. Bu da reklam ajanslarının özgünlük içermeyen grafik dizaynı oluyor. Kendi projelerini yerine başkalarının hayalini çizen her sanatçı mutsuz olur ve zamanla içten gelen ve hiç gitmeyen bir anlamsızlık duygusuna girer.
11.Yapay zekâyı artık sinemada da görmeye başladık. Kalitesi, özgünlüğü ve yapay zekânın sinemadaki yerini senden dinlemek isterim. Senin kullandığın araçlar var mı?
En sevdiğim konu bu aralar! Şu anda baştan sona bir film, yapım süreçlerini yapay zekâ gerçekleştirebiliyor. Fiziksel setler tarihe karışacak, müzeleşecek, aktivite olarak gidip bakacağız. Maliyetlerin de yükselmesiyle, yapay zekâ film teknolojilerini çok hızlı benimseyecek bence sektör. Tabii başlarda konuştuğumuz ‘gişe’ filmleri ve pembe diziler için geçerli bence bu. Festival filmleri yine insan emeğiyle zihniyle yapılacaktır. Bu tarz üretilen işler maddi, manevi daha kıymetli olacak. Belki sanat filmleri sonunda hiç görmediği kıymeti görebilir! Çünkü AI üretim içerikler ucuz tüketim olacak. Her sektör için geçerli, robotların servis yaptığı restoranlar daha ortalama, gerçek insanların servis yaptıkları lüks kalite olacak. Medya alanında etik düzenlemeler, kullanım oranlarının bellirlenmesi, hukukçular ve devlet görevlileri bu konuda çok önemli ama bir şey çıkar mı, çıkmaz çünkü bilmedikleri bir konuyu regüle etmezler. Şu an kimse olaya hakim değil çünkü çok hızlı geliyor.
AI Video Production alanında benim de yatırımlarım var ve heyecanla takip ediyorum. Bakalımmm neler yapacağız.