AYLAK DERGİ

TEKERRÜR YAHUT TEVEKKÜL 

Ben Tanrı’nın inkârı, sanrıların yalancısıyım.  

Buğusu çetrefilli bir aynadan bakıyorum kendime.  

Sanıyorsun ki, sırra kadem bastı kaderin, sesini kesmişler soluğunun solundan.  

Ben dünün inkârı, yarının yalancısıyım.  

İstifasını düşlüyorum konuşma mesailerinin.  

Sen doğrudan bir kâbusu doğuruyorsun doğanın doğusuna.  

İşin doğrusu yanlıştan geçiyor. 

Tutkusu cimri bir gece dikiyorlar yastığına.  

Kaçıyorsun nefsinin nefesinden.  

Sağır bir sanrının sakıncasız sancıları bunlar.  

Cümleten çuvallıyoruz farkında mısın?  

Kapkara bir leke çaldım parmaklarından bozuk plakların.  

Issız bir yerinden ısıralım sırrını.  

Ya da bir yalan daha söyle buna da inanalım.  

Şafağı kanayan yanlı yankısına kanma aşıkların.  

Kaldır beni uykumun kambur aykırılığından.  

Nerede görsem tanırım Tanrı’nın bir tanığı tartakladığını.  

Koyu kahverengi ateşler yanıyor içimi tutuşturan alevin aleyhinde.  

Ben dişlerimi bıçaklıyorum aman küfretmeyeyim diye.  

Bir gece kapısı kırılarak yıkıldı bu karanlık.  

Afetinden yıldık felaketinin.  

Birimiz hepimiz içindik bir kişi kalmadan önce.  

Geriye sadece barakasında kalabalık bir azınlık kaldı.  

Kıyam edenin kaygısı kaçıyor kıyametten.  

Ben senden önce sıkılıyorum benden.  

Layığımı bulmanın gururunu incitiyorum.  

Umutları zalimlerin diline pelesenk olmuş zavallı aşıklar yıldızlara çaput bağlıyor bağlıyor geceleri.  

Beyaz trenler geçiyor güzelim saçlarının uçurumundan.  

Ben şimdinin şirki, ahirin ihtilâlsiz fikriyim.  

İçerden gözlüyorum vitrinini gövdemin.  

Vaziyetine yaraşır cürmün çürütüyor cümlemi.  

Hep bir ağızdan bağırıyorlar kıyametini: 

– Mağrur olma senden büyük Allah var! 

Asıl şimdi en başından başlıyorum. 

Abone Ol

Yeni sayılarımızdan haberdar olmak için
ücretsiz abone olabilirsiniz.