AYLAK DERGİ

HAVALANDIM, DÜŞERKEN ÇOK HAFİFTİM 

Bazen sakin anların bazen de çocuksu ve kadınlık meselelerin tam ortasında beliren, yüksek anlarla dolu zamanlarda yollarda yürüyorum. Yüreğim bir yıldız gibi gökyüzünde beliriyor. Gece ve gündüze yakışan gizleri saklıyorum. Başımda güzel çocukluğumu hatırlatan gölge ile birlikte yürüyorum. Yazıp çizebileceğim kadar gerçek, ama bir o kadar da gerçeküstü. Hatta bir noktada uçarı, çizgi üzerinde… 

“Kanatlarını ben takacağım, uçacaksın. Uçtukça bana yaklaşacaksın…” Gölgeye yetişmek diye bir şey olabilir mi? Oluyormuş. Beni alıp havalandırdığı, saçlarımın savrulduğu, rüzgara karşı kollarımın düştüğü, dizlerimin büküldüğü cumartesi sabahı. Bir yudum su içmek gibiydi.  

Sonra beni bir anda bıraktı, sanırım gerçekte de kanatlarım var, sandı. Ben de sert düşerim sandım, kanatlarım olmayınca, bu olurdu. Ama ben inerken zamanı da mı büktü? Bilemedim. Hafifçe savruldum. Sert de düşmüyordum. Bana soruyorsanız zaten düşüyor gibi hissetmiyordum. Ama yerçekimi araya girmişti. Yumuşacık bir yatağa gömülmüş gibi hissettim. Kollarım saçlarımla birlikte yukarı, başımın yanında ve yukarıya bakıyordu. Yüzüm yana dönüktü, gözlerim yarı açık… 

Ona doğru kaybolduğumu anladığı anda beni kollarımdan sürükledi. Güneşin beni güzel süzdüğü bir ana denk getirirdi. Nasıl da güzel vuruyor, derdi.  Ama çok geç, o dediklerini yaşıyorum. İçimde şarkılar çalıyor. Meğer duyarmış, gülümseyerek hangi şarkı diye sorardı.  

Gölgem benden akıllı çıkmıştı, sanıyorum insan içe doğru da aldığı ışıkla, gölge edinirmiş. Dize geldim. 

Abone Ol

Yeni sayılarımızdan haberdar olmak için
ücretsiz abone olabilirsiniz.