Kayıp şehrin en renkli semtinde, en ıssız sokağında, en eski apartmanında başladı hikayemiz. Küçük selamlaşmalarla ardı ardına kapanan kapılar ve kapının ardında uzun süreli düşüncelerle başlayan bir tanışıklık… “Bu yakın hissetme duygusu nasıl doğdu bu apartmanda?” diye başlayan sorgulamalar… Geçmişimiz buldu demek ki birbirini, bu apartman boşluğunda.
Aslında bu boşluk, beni çocukluğuma götüren yegâne şeydi. Her misafirlikte gözüme ilişen o apartman boşluğu ve ardından gelen düşüncüler… İlk defa teyzemin evinde dikkatimi çekmişti. Yatak odasında, o büyük yatağın üzerindeki turuncu tüylü örtü… 80’li yıllar… Sonra yatak odasının camsız oluşu ve tek camın o korkunç apartman boşluğuna bakması. Özellikle kapalı tavanlardaki bu görüntü, kendimi çok garip hissettirirdi. Sonra anneannemin komşunun mutfağının apartman boşluğuna bakan o penceresi ve apartman boşluğundaki kumru yuvasından gelen sesler…
Bana şans dilediler. Uzunca bir sokağın sonunda parlayan süslü bir çiçek vazosu; balkonun köşesinde oturmuş beni kendine çağırıyordu. Sanki bana bir şey diyecekmişçesine uzaktan sabırla bekliyordu. Kaldırım taşları adımlarıma denk düşüyordu. Ona yaklaşıyordum. Vazoyu görünce duraksadım. Bu vazoyu nereden hatırlıyorum? Gözlerim buğulandı, görebildiğim kadar, o kadar… Gerisini söylemek içimden gelmiyordu. Boğazımda düğümlenen kelimelere yenik düştüm sonunda.
Yıllar önce bir antika dükkanında onunla, sevdiğim adamla görüp çok beğenmiştik. İkimizden geriye kalan tek eşya, burada ne arıyordu?
Bazen bir eşya, bir ses ya da bir koku en olmadık anda kapatmak için bol dikiş atılmış yarayı sızlatıyordu. Gözlerimi diğer katlarda gezdirdim. Bir tek o balkonda çiçek vardı. Komşu balkonlar, apartman boşluğundaki ulu ağacı yeşillik olarak yeterli görüyor olmalıydılar.
Boşluğa bakanların gözlerini orada takılı kalmaktan kurtaran bir ağaçtı bu. Dalları gökyüzüne uzanan birer el gibi ama tutabildiği bir şey yok sanki. Belki de gökyüzünden dallarına bulut düşmesini bekliyordu.
Ve sonunda kayıp şehrin en renkli sokaklarında, kalabalığın içinde, apartman boşluğunda önce hayallerini ardından kendini kaybetti. Bir ağacın hayali olur muydu? Neden olmasın?